PANİK BOZUKLUK VE AGORAFOBİ

PANİK BOZUKLUK ve AGORAFOBİ

Panik Atak başlangıç yaşı çok değişken olabilse de, genellikle ergenliğin son dönemleri ile 30’lu yaşlar arasında kalan bir dönemde başlar. Çocukluk döneminde başlaması enderdir ve 45 yaş sonrası da görülebilir olsa da pek olağan değildir.

Panik Atakta panik, çoğunlukla bir tehlike beklentisi veya kişinin sonunun geldiğinin düşüncesi ile karakterize bir şekilde, genellikle aniden başlar ve hızlı bir şekilde doruk noktasına ulaşır.

Çarpıntı, terleme, titreme, baş dönmesi, nefes alamama gibi bedensel ve gerçek dışılık, yabancılaşma gibi algısal belirtilerle birlikte, kişinin kontrolü kaybetmek, delirmek veya ölmekten korkması halinin bulunduğu bir şeklinde deneyimlenir. Kişi nöbetin yaşandığı yerden kaçmak için güçlü bir dürtü duyar.

Atağın başlangıcı ve tetikleyen etkenlerin varlığı ya da yokluğuna dayanarak üç farklı Panik Ataktan bahsedilebilir. Bunlar:

Beklenmedik panik ataklar

Duruma bağlı panik ataklar

Durumsal olarak eğilim gösteren panik ataklardır.

Panik Atakların sıklığı ve süresi kişiden kişiye değişkenlik gösterir.

Sözgelimi bazı hastalarda haftalar hatta aylar boyunca atak geçirmedikleri dönemler olurken, bazı hastalarda ataklar haftada bir veya birçok kez tekrarlanabilir. Yine bazı hastalarda ataklar birkaç dakika sürüp dinerken, bazılarında yarım saat ve üstü sürede atak devam edebilir.

Panik Atak belirtileri arasında çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılıp, ölecek gibi olma hissi gibi kardiyovasküler belirtiler ön planda olduğu için bu hastaların çoğu kalp krizi geçiriyor oldukları korkusu ile acil servislere başvururlar.

Panik Atak geçirmekten korkma, atak geçirmekle ilişkili bulunan durum, kişi ve yerlerden uzak durma derken, kişiler tedbiren eve bağımlı hale dahi gelebilirler. Böylece de artık “agorafobik” bir nitelik gelişmiş olur.

Bazı vakalarda ise, hasta alkol kullanımı ile gevşeme, rahatlama sağlayacağı umudu ile başladıkları alkole bağımlılık geliştirebilirler.

Gerek organik bir hastalık olmadığının saptanması ile geçen zaman ve bunun araştırılması süreci boyunca yapılan tıbbi mali harcamalar; gerekse kişinin iş, okul, aile, sosyal yaşam alanlarında oluşan bozucu etkiler sonucu, hem duygusal hem de ekonomik yönden ciddi bir fatura oluşur.

Ve nihayet, Hastaya uygulanan acil müdahaleler ve haricinde yapılan tıbbi değerlendirmeler sonucunda, hastada psikolojik bir mekanizma söz konusu olduğuna istinaden ancak psikiyatrik birimlere başvuru yapılmış olur.

Panik Bozukluğun psikiyatrik tedavisindeki evreler ise şöyle sıralanabilir:

Akut Tedavi Evresi: bu evredeki temel hedef, atakların ortadan kaldırılması, anksiyetenin ve fobik yakınmaların düzeltilmesi ve hastanın ulaşılabilecek en üst iyilik düzeyine kavuşturulmasıdır.

Bu hedeflere ulaşmak için psikofarmakoterapinin yanı sıra bilişsel-davranışçı tedavi yöntemlerinin de uygulanması gerekir.

Stabilizasyon Evresi: ortalama 2-6 ay olarak kabul edilen bu evrede, akut tedavi evresinde sağlanan düzelmeler pekiştirilir. Temel amaç, hastalık öncesi sağlık düzeyine kavuşturulmaktır. Hastaya en küçük etkili ilaç dozu belirlenmeye ve fobik kaçınmaları çözümlenmeye çalışılır. Hasta akut tedaviye iyi yanıt verdiği halde, tedavinin birkaç ay daha sürdürülmesi gereklidir. Böylece akut tedavi evresinde sağlanan iyileşme pekiştirilebilir, sosyal izolasyonun veya kaçınma davranışlarının üstesinden gelinebilir ve nüks önlenebilir.

İdame Evresi: sık ve şiddetli panik atakları olan hastaların, fobik kaçınma ve uyumsuz davranış geliştirmiş hastaların, klinik tabloya depresyon, alkolizm gibi ikincil bozuklukların eşlik ettiği hastaların idame tedavisine alınması gerekmektedir.

Klinik düzelmelerin en üst düzeye ulaşabilmesi için tedavi en az 6-12 ay kadar sürdürülmelidir.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Close cart
Ara Toplam:  0,00