Kategori: <span>Yetişkin</span>

Adrenal Yorgunluk

Adrenal Yorgunluk

Adrenal Yorgunluk-Tüm dünyada ruhsal rahatsızlığı olan 500 milyon kişi bulunuyor. Bu, her yıl 7 kişiden 1 tanesinin tedavi gerektirecek derecede ruhsal sorunu olduğu anlamına geliyor.

adrenal yorgunluk

Her 4 kişiden 1 kişi yaşamının bir döneminde ruhsal rahatsızlıklardan etkileniyor.

Ruh sağlığı ciddi anlamda bozuk olan her 4 kişiden 3 kişi hiçbir tedavi almıyor/alamıyor.

Dünya Sağlık Örgütü tempolu yaşamın STRES inin getirdiği sağlık sorunlarını,

“21. yüzyıl sendromu” olarak resmen tanımış durumda.

Aşırı stresin neden olduğu bazı psikiyatrik problemler

Depresyon, Anksiyete Bozukluğu, Tükenmişlik Sendromu, Cinsel İşlev Bozuklukları, Alkol ve Madde Kullanım Bozukluğu, İntihar Düşünceleri ve Girişimleri …

Günümüzdeki Başlıca Stres Kaynakları

Çevresel faktörler: Terör olayları, toplumsal şiddet, göç, işsizlik, açlık, çevre kirliliği, gürültü, baz istasyonları …

Sosyal ortam ile ilgili faktörler: Her türlü kayıp (ölümle, iflasla vb.) Eğitim ve işe girme ile ilgili sınavlar. Mobbing, evlenme, yuva kurma, boşanma …

Fizyolojik faktörler: Ergenlik, gebelik, menopoz, hastalıklar, yaşlanma, yaralanma, yanlış beslenme…

Düşünsel faktörler: Değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük fikirleri, dışlanma, reddedilme, kabul görmeme …

STRES

Yeni oluşan bir koşul karşısında verdiğimiz zihinsel, ruhsal ve bedensel-fizyolojik tepkilerin tümüdür.

Birey stres kaynağı ile karşılaştığında, sempatik sinir sisteminin etkin hale gelir. Beden savaş ya da kaç tepkisi gösterir. Bu durum kalp atışlarının hızlanması, tansiyonun yükselmesi, solunumun hızlanması ve adrenalin salgılanmasına neden olur. Savaş ya da kaç tepkisinin ortaya çıktığı bu aşama,“ALARM” aşaması olarak adlandırılır.

Stresin 
 Fiziksel belirtiler

Kalp çarpıntısı, nefese darlık, gerginlik , terleme, titreme, baş ağrısı, göğüs ağrısı, kas ağrıları, mide ve barsak şikayetleri, diş gıcırdatma ve çenede sıkılık, uykusuzluk, iştah değişimi, düşük enerji ve güçsüzlük, cinsel istekte ve aktivitede azalma, sürekli olarak grip, nezle ve enfeksiyon kapmak.

Stresin 
 Duygusal belirtileri

Kaygı, korku, endişe, huzursuzluk, tedirginlik, güvensizlik, çaresizlik, gerginlik, sinirlilik, öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı, mutsuzluk, ümitsizlik, değersizlik, yetersizlik, karamsarlık…

Stresin 
 Zihinsel belirtileri

Unutkanlık, dağınıklık ve karışıklık, odaklanmada güçlük çekmek ve dikkat eksikliği, muhakeme gücünde düşüş, düşüncelerin hücum etmesi, kötümser olmak ve her olayın kötü tarafını görmek (olumsuz iç diyaloglar)

Stresin 
 Davranışsal belirtileri

Sinirli davranışlar sergileme, tırnak yeme, huzursuzluk, yerinde duramama ve volta atmak, iştahta değişiklik ya çok fazla yemek ya da hiçbir şey yememek, artan alkol, ilaç ve sigara tüketimi, sorumluluklardan kaçınmak ve sürekli ertelemek, iş verimliliğinde düşme…

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Yalnızlık

Yalnızlık

Yalnızlık hem sosyal etkileşimin kesildiği ve kişinin izole kaldığı bir durum hem de anlamlı ilişkilerin yokluğundan ötürü hissedilen bir tür üzüntü duygusudur.

yalnızlık

Yapılan araştırmalar ve istatistik veriler “yalnızlığımızın” giderek artmakta olduğuna işaret etmektedir. Nedenini acı ve yalnızlığın oluşturduğu “mutsuz kronikler” sayısının artması endişe vericidir.

Acı bir paradokstur ki, birliktelik, sevgi, ait olma, güvende hissetme arzusu ile başlayan duygusal ilişkiler ve evlilik bağı ile resmileşen romantik seçimler bile kişiye kendini yalnız hissettirebilmektedir.

Ruh ve beden sağlığı üzerinde de çok büyük tesirleri olan bu durumun bir tür yoksunluk durumu olarak da tanımlanabilir. Yalnızlık, sigara kullanımından, alkolizme, uyku bozukluklarından, yeme bozukluklarına, dahası depresyon ve kaygı bozukluklarına varan, hatta insanı intihara kadar sürükleyebilecek bir yaşam dramıdır.

Sermayeyi derin ve değerli ilişkilere yatırmak, doyum ve haz veren karşılıklar almak ve dost zengini olmak dileğiyle…

Sevgi, sağlık ve güvenle kalın.

Stres Yönetimi

Stres Yönetimi

Stres yönetiminde; kişinin, kendisine, olaylara ve geleceğe BAKIŞ AÇISI önemli olmaktadır. Olumsuz düşünceler, değerlendirme ve yorumlar olumsuz duygulara ve uyum bozucu davranışlara yol açar.

stres yönetimi

Olaylara, durumlara ve genel olarak hayata ne açıdan baktığımız orada ne gördüğümüzü belirleyen verilerden bir tanesidir. Gerçekçi düşünebilmek için resmin tamamını görmeye çalışın.

Bazen stresin kaynağı bizzat bireyin kendi kişiliğidir.

POZİTİF ve ÇÖZÜM ODAKLI KİŞİLERİN Stresten etkilenme biçimi anlamlı biçimde daha hafiftir.

Kimi durumlarda zaman kendi başına stres nedeni olabilmektedir. Zaman baskısı enerjiyi tüketir, üretkenliği azaltır, kişiyi kaygılı ve mutsuz yapar. Zamanın etkili biçimde kullanılması stresi daha kolay yönetmeyi sağlar.

Kişilerarası iletişim sorunları strese nedeni olabilmektedir. Sorunları doğru anlamak, doğru şekilde ifade edebilmek ve karşıdaki kişilerle yapıcı bir şekilde çözmek Stresi ortadan kaldırmada çok etkilidir.

Sevin! Olumlu ilişkiler kurun.

Sevdiğimiz biriyle kucaklaşmak vücudumuzda doğal ağrı kesiciler (oksitosin hormonu) salgılamamıza neden olur.

SANAT la uğraşın

Stresle baş etmede resim, ahşap boyama, örgü, dikiş, takı tasarımı gibi el sanatları yararı kanıtlanmış bir gerçektir.

Spor Yapın

Egzersiz yapmak psikolojik sorunlar geliştirmiş pek çok vakada antidepresanlar kadar etkilidir. Stresten kurtulmak için egzersiz yapın.

Aynı şey beyniniz için de geçerli. Beyniniz de tıpkı kaslarınız gibi egzersize ihtiyaç duyar.

BEYNİNİZİ KULLANIN!

Stres yönetimi için günde birkaç dakikanızı zihinsel egzersizlere ayırmak sadece fikirlerinizi güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda hafızanızı geliştirecek ve zihninizi de sakinleştirecektir.

Dans edin

Son yıllarda hastalıkların tedavisinde birçok alternatif yollara başvurulmaktadır. Bunlardan biri olarak dans edin! Yapılan araştırmalara göre dans etmek, hareket ve denge için beyne yardım ediyor, neşe ve moral veriyor ve hastalıkların seyrini de değiştirebiliyor!

Gülün!
 (mümkünse) kahkahalar atın!!!

Gülmek stresi azaltmada son derece etkilidir. Gülme anında, tıpkı egzersiz sırasında salgılanan ve ağrının şiddetini azaltan endorfin hormonu gibi, vücutta kişinin kendisini iyi hissetmesine neden olan kimyasallar salgılanmaktadır.

Doğanın stres azaltıcı etkisi vardır.

Doğanın ve doğal olan her şeyin insan gelişimine olumlu etkisi ve insanın ruhsal boyutu ile ilişkisi açıktır. Doğa ile iç içe bulunmak, strese karşı önleyici ve koruyucu olmakta ve hatta tedavilerde etkinliği artırmaktadır.

Sağlıklı BESLENİN

Antioksidanlardan zengin besinler, B grubu vitaminlerdemir yönünden zengin diyet, anti-stres minerali olarak da bilinen magnezyumun tüketimi stresin etkisini azalmaktadır. Balık tüketmek strese karşı koruyucudur. Sigara ve Alkolden uzak durmak, fastfood türü kızartma, hamburger, kola, pizza gibi enerji değeri yüksek besinler tüketmemek önerilir.Ve günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz

Dinlenin ve tatile de zaman ayırın

Sakin ve Derin NEFES alın ve verin, alın ve verin …

Stresin engellenebilir veya geri döndürülebilir bir süreç olduğunu unutmayın. Stres tepkilerini azaltmaya nefes alış verişinizi kontrol altına almaktan başlayın. Sakin ve derin nefes almayı öğrenmek, tam gevşemeyi öğrenmek yolunda atılan en önemli adımdır.

Ve GEVŞEMEYİ ÖĞRENİN

Gevşeme, stres altındaki bireyde başlayan stres tepkisinin tam karşıtı bir etki yapar. Gevşeme hareketleri ile kaslar rahatlar, tansiyon düşer, solunum yavaş ve derin olur, kan şekeri azalır. Gevşeme sayesinde bedende başlayan psikosomatik stres tepkisi kırılır.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Psikolojik Sorunlarda Beden Dili Kullanımı

Psikolojik Sorunlarda Beden Dili

Psikolojik Sorunlarda Beden Dili İle Anlatmak / Anlamak

Psikolojik Sorunlarda Beden Dili Kullanımı-Bedensel ve ruhsal durumumuz birbiri ile ilişkili süreçlerdir. Sevinçli bir durumda enerjimizin yükselmesi, hasta olduğumuzda keyfimizin de kaçmasında olduğu gibi ruh halimiz bedenimizin, bedenimiz de ruh halimizin işleyişini etkiler.

Psikolojik sorunlarda beden dili

Buna istinaden bazı fiziksel rahatsızlıkların nedenlerinin psikolojik olabileceği göz ardı edilmemelidir.

Özellikle bazı çocuk ve ergenler psikolojik sıkıntılarını beden dili ile ifade ederler.

Psikolojik sorunların dile getirilip, çözülemediği olay ve durumlarda, problemi anlatma görevini beden üstlenir.

Baş ağrısı, karın ağrısı gibi ağrı ve sızılardan, halsizlik, hissizlik, uyuşma, kasılma ve hatta bayılmalara kadar varan pek çok belirtinin altında psikolojik sorunlar yatıyor olabilir.

Bu ağrı, bayılma gibi bedensel şikâyetler çoğu zaman sorunla başa çıkma yöntemi ve yardım çağrısı gibidir. Sanki beden dile gelmiş ve kişi “bana yardım edin!!!” demektedir.

Beden dilini kullanan çocuk ve gençlerin aileleri doğal olarak ilk etapta çözüm için ruh sağlığı uzmanı dışındaki hekimlere yönelirler. Bu da gerçek nedenin psikolojik olduğu durumlarda sorunun anlaşılamamasına ve vakit kaybına yol açar.

Hâlbuki sorun psikolojik kaynaklı olduğunda asıl önemli olan şikayeti ortadan kaldırmak değil, kişinin beden dilini kullanarak ne sıkıntı yaşadığını anlamak ve anlatmasına da olanak sağlamaktır.

Sevgi, Sağlık ve Güvenle kalın …

Psikolojik Açıdan Sağlıklı Bireyin Temel Özellikleri

Psikolojik Açıdan Sağlıklı Bireyin Temel Özellikleri

Psikolojik açıdan sağlıklı bireyin temel özellikleri aşağıdaki gibidir.

Psikolojik açıdan sağlıklı bireyin temel özellikleri
  • Kendini kabul eder.
  • Davranış ve seçimlerinin sonuçlarını kabul eder.
  • Kişisel sorumluluklarını kabul eder ve yerine getirir.
  • Hedef ve amaçları vardır.
  • Kendine ilgi gösterir.
  • İlgileri olan ve duyarlılık sahibi biridir.
  • Sosyal çevresine karşı da ilgilidir.
  • Hoşgörü sahibidir.
  • Esnek ve değişime açıktır.
  • Hazlarını erteleyebilir. Sabır ve sebat edebilir.
  • Hiçbir şeyin kesinliğinin olmadığını kabul eder.
  • Yaşamın bir miktar risk almayı gerektirdiğini kabul eder.
  • Ütopyacı değildir.
  • Bilimsel, objektif ve akılcı düşünebilir.
  • Kendini yönetebilir.
  • İhtiyaç olduğunda başkalarından yardım istemekten ve diğerlerine de yardım etmekten kaçınmaz.

Daha Fazla

Daha Fazla

Patolojik Kıskançlık

Patolojik Kıskançlık

Patolojik kıskançlık-İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanan ve insan olan herkesin deneyimlediği bir duygudur KISKANÇLIK.

Kıskançlığın en temel bileşeni biri sevilen ve değer verilen birini ya da bir şeyi kaybetme korkusudur.

patolojik Kıskançlık

Bazen bu duygu daha iyi olmaya motive edici olsa da kabul edilebilir düzeyin ötesinde her zaman zarar verir. Kaybetme korkusu kişide özgüven kaybı ve yetersizlik duygularına neden olabilir.

Kaybetmekten korkulan yeri gelir sevilen bir kişi yeri gelir sosyal veya ekonomik mevkii olur. Özellikle karşı cinsle ilişkide sevginin bir göstergesi ve ölçütü gibi düşünüldüğünde kıskançlık hoş bile görülebilir. Oysa durum abartılıp, kişi kaybetme korkusu ile mantık dışı saplantılar geliştirip, tepkiler vermeye başladığında patolojik bir duruma dönüşmüş demektir.

Patolojik kıskançlık yaşayan kişi, partnerinin sürekli olarak onu aldattığını düşünerek, takip etmeye, gözetlemeye, sorular sorup, sıkıştırmaya başlar. Ona yasaklar ve engeller koyar, sürekli biçimde kontrol altında tutmaya çalışır. Tartışma ve kavgalar yaşanır. Düşmanlık ve şiddet riski artar. Bu gibi saplantılı davranışlar çifti yorar ve ilişki katlanılmaz bir hale gelir. Pek çok ilişki ve hatta evlilik bu yüzden biter…

Hatta işin bu noktada da bitmediği olur. Kişi aldatıldığından o kadar emin bir hale gelebilir ki, gerçeği gösteren aksi kanıtlar bile bu inancı değiştiremez. Bu yüzden takip, tehdit ve şiddet gibi patolojik davranışlar da devam eder.

Bu davranışlar, bir noktada değersizlik ve yetersizlik duygularını kontrol etme ve kıskançlığın yarattığı duygu ile baş edebilme için olan savunma düzenekleridir. Hâlbuki kıskançlığının temel nedeni kişinin yine kendisinde saklıdır. Ne yazık ki, bunu fark edemez ve kıskançlığının sebebini karşısındakinde görmeye devam eder.

Sonuç olarak patolojik kıskançlık bir bozukluktur ve hem kişilerin hem de ilişkilerin sağlıklı olması adına, bu konuda mutlaka profesyonel bir destek alınması önerilir.

“Mükemmel Olmanızı Gerektirmeyecek” Öneriler

Mükemmel Olmanızı Gerektirmeyecek Öneriler

mükemmel
  • Mükemmel
  • Öncelikle değişime istekli olun.
  • İlk olarak değişiminizle ilgili motivasyon yaratın.
  • Mükemmel olmak çoğu kişinin sahip olmayı arzu ettiği bir sıfat olsa da, zaten gerçekte de sağlanamayacak bu amaçtaki ısrarın, size ve çevrenize getirdiği fayda ve zararın somut bir biçimde yazılarak listelenmesi ile, ödül-bedel analizi yaparak, değişim için ilk motivasyonu yaratılabilirsiniz.
  • “Mükemmel yapmazsam, yaptığımdan keyif almam” türünden varsayımları test etmek için, yapılan iş veya aktivitenin öncesinde ve bitişinde ayrı iki değerlendirme yapın. Aktivitenin ne kadar etkin yapıldığı ve bitişinde ne kadar keyif alındığını 10 puan üzerinden değ Tam etkin yapmasanız bile keyif almanın mümkün olduğunu görmek için bir sütuna ne kadar keyif alacağınızı sandığınız bir tahmini puanı, onun yanındaki bir başka sütuna da o aktiviteyi çok etkin yapmamış olsanız bile, aktivite yapıldıktan sonra gerçekte ne kadar keyif aldığınızı kayıt edin.
  • Benzer şekilde belirlediğiniz standartlar ile ilgili de deneyler yapın. Örneğin bir etkinlikte % 100 yerine özellikle % 40 – % 50 başarı hedefleyin, yani bilerek daha vasat performans ortaya koymaya çalışın. Etkinliğin sonunda alınan zevkin değerlendirmesini yapın. Bu konuda kayıtlar tutun ve hedeflenen başarıdan bağımsız olarak alınabilecek keyif derecesine odaklanın.
  • “ya hep ya hiç tarzındaki” yapılan yorumları not edip, karşısına da, bunu destekleyen ve desteklemeyen kanıtları içeren daha gerçekçi yorumlar yazacağınız kayıtlar tutun.
  • Hiçbir şeyin veya kimsenin kusursuz olmadığını fark etmek için çevrenize bakın, gözlemleyin. Aslında gayet tatmin edici olan pek şey şeyin veya son derece yeterli ve başarılı bulduğunuz pek çok kişinin bile daha da geliştirilebilecek pek çok yönleri olduğu göreceksiniz.
  • Durumlara sonuç odaklı değil süreç odaklı bakın. Yani kişileri, ilişkileri veya aktiviteleri sonuçta başarılı oldu ya da olmadı hedefine bağlamak yerine, niteliğe göre değişen ve o süreç içerisinde başarılan daha küçük hedeflere ulaşmak açısından değ Bu küçük hedefler ile elde edilecek başarı da nihayetinde kişinin kontrolünde olan bir başarıdır. Hâlbuki sonuç odaklı hedefleme kişinin kontrolü dışındaki pek çok şeyden etkilenebilecek bir şeydir.
  • Bir işte başarısız ya da yetersiz hissettiğinizde, bunu örtbas etmeye çalışmak yerine, bununla ilgili hissettiğiniz duyguları, korkuları, düşüncelerinizi ifade etmeye çalışın. Açık olun.
  • Hata yapmaktan korkmak yerine hata yapmanın ve bunun sorumluluğunun alabilmenin de bir beceri bir başarı ve hatta bir erdem olduğu görüşüne değer verin. Hatalardan gerçekte paha biçilemez yeni öğretiler çıkarabileceğiniz fırsatını görün ve deneyimleyin.
  • Mükemmeliyetçiliğin neden olduğu erteleme veya yavaşlık davranışının önüne geçmek için aktiviteleri planlarken önceden zaman sınırı koyun ve bilerek o zaman sınırı içinde bitirmeye çalışın. Bitiremezseniz de bilerek ve olduğu kadarıyla yetinerek o işi yapmayı kesin.
  • Son olarak eğer bir yetişkinseniz ve bir çocuğun hayatında önemli bir role sahipseniz, örneğin onun annesi, babası, öğretmeni gibi biri iseniz, mükemmeliyetçilikten vazgeçmeye çalışırken ne kadar iyi bir model oluşturacağınızı unutmayın, bunu ve değerini hep hatırlayın.

Çünkü mükemmeliyetçilik mutsuzluk getirir.

Sevgi sağlık ve güven içinde MUTLU kalın.

Yasemin KULAÇ

Uzman Klinik Psikolog

Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçilik-Kişinin diğerleri ve kendisi için çok yüksek standartlar belirlemesi ve bunlara ulaşma beklentisi olarak tanımlayabileceğimiz mükemmeliyetçiliği iki biçimde görebiliriz.

“Uyumlu” ya da “normal” mükemmeliyetçiler, yaptıkları işte en iyi olmak isteyen sorumluluk sahibi kişiler olurlar ve gerek kendileri gerekse diğerleri için daha gerçekçi standartlar belirlemişlerdir.

mükemmeliyetçilik

“Uyumlu olmayan” ya da “nevrotik” mükemmeliyetçi kişiler ise, tatminsiz, ulaşılmaz hedefleri olan ve diğerlerinden de ulaşılmaz beklentileri olan kişiler olurlar. Hem başarısızlığa tahammülleri yoktur hem de başarısızlıkları ile ilgili problem çözme becerileri geliştiremeyen kişilerdir.

Bu kişiler sürekli gerçek veya hayali hataları üzerine düşünen, çoğunlukla endişeli, kendi yaptıklarından tam olarak emin olamayan ve kendilerini eleştiren sürekli bir baskı altında kişilerdir. Düşük benlik saygısı, haz alamama, işleri erteleme ve zamanında bitirememe sık görülen özelliklerdendir. Çünkü bu kişiler hata yapmamak için kalkıştıkları işi sürekli tekrar eder ve düzeltirler, düzen ve plana düşkündürler. Karar verme durumlarındaki güçlükleri bir türlü seçim yapamamakla sonuçlanır. Eylemlerden hiçbir zaman emin olamazlar. Yaptıkları işin sonucu mükemmel değilse kendilerini başarısız olarak görürler. Belirledikleri yüksek standartlara ulaşamayacaklarını düşündüklerinde ise, o işi yapmaktan kaçınırlar veya en iyisi olana kadar sürekli ertelerler. “Ya hep ya hiç” tarzında düşünürler. Bu yüzden de yetersizlik, başarısızlık gibi inançlar geliştirir ve benlik saygıları düşük olur. Bu örüntü başkalarından beklentileri söz konusu olduğunda da vardır. Diğerlerini performansları üzerinden değerlendirirler, onların hataları ile de aşırı derecede ilgilidirler.

Mükemmeliyetçiliğin gelişmesinde erken çocukluk gelişim dönemindeki bağlanma biçimi, anne baba modelleri, ebeveyn tutumları, çevre, kültür, akranlar, öğretmenler hepsi birlikte oldukça önemlidir.

Bu kişilerin ebeveynlerinin genelde başarı üzerine odaklı olduğu, çocuğun ebeveynlerini “katı” olarak değerlendirdiği sıklıkla görülür. Genellikle ailede çocuktan yüksek beklentiler vardır ve aynı biçimde çocuğun performansı “katı bir şekilde eleştirilir”. Bu beklentiler sadece ebeveynlerinden değil içinde bulduğu sosyal ortamdan, arkadaşlarından, öğretmenlerinden de gelebilmektedir. Bu ortamda yetişen çocuk ebeveynlerinin ve diğerlerinin isteklerini karşılayamadıkça kendini gittikçe çaresiz ve yetersiz hissetmeye başlar ve ancak mükemmel olduğunda anne ve babası veya diğerlerinden tarafından kabul göreceğine dair bir inanç geliştirir. Bunların yanı sıra, çocuklar, sosyal öğrenme ile, örneğin kendi anne babaları mükemmeliyetçi ise onları örnek alarak, tıpkı anne babaları gibi mükemmel olmaları gerektiğine inanarak da mükemmeliyetçilik geliştirmektedir.

Mükemmeliyetçilik pek çok fiziksel ve psikolojik soruna neden olan, kişiye mutsuzluk getiren bir özelliktir.

Bu özellikteki kişilerin düşük öz güven birlikte sosyal ilişkilerinden aldıkları düşük tatmin ve yaptıkları işlerden haz edememe bu kişileri depresyona yatkın hale getirir. Bununla birlikte anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, somatizasyon, yeme bozuklukları, uyku bozuklukları bu kişilerde sık görülür. Bu özellikteki yetişkinlerin eşleri, iş arkadaşları veya çocukları ile iletişim çatışmaları da normale oranla çok fazladır.

Bu kişiler sürekli tetikte gibi olduklarından sürekli bir biçimde de stres altında hissederler. Bunun fizyolojik sonuçları da bedensel hastalıklar şeklinde kendini gösteriri.

Tüm bu olumsuz sonuçları yüzünden mükemmeliyetçiliğin üstesinden gelmek oldukça önemlidir. Nitekim mükemmeliyetçilik mutsuzluk getirir.

İlginizi Çekebilecek Blog Yazıları

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Mizacımız Kaderimiz Değildir

Duygusal hayatımızın özelliklerini oluşturan ruh halleri olarak tanımlanabilen mizaç, bir tür genetik şans/şanssızlık hallerimizdir.

Mizaç, çekingen ya da dışa dönük, sakin ya da hırçın oluşumuz gibi doğuştan getirdiğimiz özelliklerimizdir. Yaradılıştan olduğu, bizimle birlikte dünyamıza geldiğine göre değiştirilemezlerimizden midir?

Soru şudur ki; bir şekilde biyolojik olarak belirlenmiş duygusal bir verinin, bu yaradılış özelliği kümesinin, deneyimlerle değiştirilmesi mümkün müdür?

Yani, biyolojik duygusal yazgımız değişir mi, değişmez mi?

Örneğin doğuştan utangaç bir çocuk bile, kendine güven duyan bir yetişkin haline gelebilir mi?

Cevap: EVET J

Yapılan bilimsel ve deneyimsel çalışmalar göstermektedir ki; önemli olan çocuğun büyürken öğrendiği duygusal dersler ve tepkilerdir. Çekingen çocuk için başlangıçta önemli olan, ebeveynleri tarafından kendisine nasıl davranıldığı, dolayısı ile doğuştan gelen çekingenliği ile başa çıkmasının ona nasıl öğretildiğidir.

Çocukları için yavaş yavaş teşvik edici deneyimler yaratan anne-babalar, aslında çocuklarına korkuları söz konusu olduğunda, onlara, yaşam boyu işe yarayacak bir armağan sunmuş olurlar.

Çocuk üzerinde özellikle annenin etkisi büyüktür.

Bazı anneler hem anne olma içgüdüsü hem de doğuştan ürkek olan çocuklarını koruma adına, çocuklarını rahatsız edici her şeyden uzak tutmaları gerektiğine inanırlar. Halbuki aşırı korumacı zihniyet çocuğa korkuları alt etmeyi öğrenme fırsatından uzak tutar. Çocuk değil güvende ve özgüvenli olmayı, aksine pasif, bağımlı ve korkularla dolu olarak yetişir.

Bir başka deyişle korumacı strateji, çekingen çocukları yeni ve yabancı durumlar karşısında daha çok strese sokmakta ve kendi kendilerini sakinleştirmeyi öğrenmeleri ve korkuları üzerinde denetim kazanmaları fırsatından uzak tutmaktadır.

Kimi anneler ise zor anlarda çocuğun baş etmeyi öğrenmesi ve çocuğun mücadelesine ayak uydurabilmek için, zorlukları, stresli durumları, eşsiz birer öğrenme fırsatları olarak görmektedirler. Elbette ki yeri gelip ailenin dozunda desteği ve rehberliği ile, bu çocuklar daha fazla baş etme becerisine sahip yetişmektedirler. Bu tutum, çocukların özgüvenlerinde artışa, sosyal açıdan daha becerikli olmalarına ve yaşam boyu daha fazla olumlu deneyimler yaşamalarına üstün bir etkide bulunmaktadır.

Sonuç olarak.

Yaradılış özelliklerimizin tümünde olduğu gibi, fizyolojik temelinden ötürü diğer özelliklerimize oranla değişim biraz daha zor gözükse de hiçbir insan niteliği değişmez değildir.

Yani evet: mizaç kaderimiz değildir.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Korkmuyorum

Bir köpek mi? Kaza geçirmek? Hastalanmak? Uçağa binmek mi? Karanlık? Topluluk önünde konuşmak? Sınav ya da başka bir şey mi?

Çoğu fobi ve diğer korkular kişinin bir şekilde koşullandığı davranımlardır.

Tehlike ve tehdit içeren durumlar her insanda adrenalinin neden olduğu stres tepkisini tetikler ve korku reaksiyonu verilir. Korku reaksiyonu ile kişi savaş ya da kaç davranımları ortaya koyar. Kaçınma davranışları giderek işlevselliği bozarken kişinin hayattan zevk alma potansiyelini de azaltırlar.

İlginç olansa korku davranımlarının görünürde bir tehlike ya da herhangi bir neden olmasa bile tetiklenebileceğidir.

Çünkü gerçekte “korku” içerisinde bulunduğumuz duruma veya karşılaştığımız nesneye değil, kendi düşüncelerimize verdiğimiz bir reaksiyondur.

Bu düşüncelerin içeriğinde “tehlike” olduğu için korku reaksiyonu verilir.

Ancak çoğu zaman korku hisseden kişi bunun kendi düşüncelerinden kaynaklandığını bilmediğinden etkili bir çözüm üretmek yerine çaresizlik yaşar ve bu deneyim kriz boyutuna dahi ulaşabilir.

KORKUYU YENMEK için herhangi bir dış gücün krizi çözümlemesini beklemek veya bundan kaçmak yerine, korkuya neden olan düşüncelerimizi bulup, onları test edip sorgulamak korkumuzu yenmemizde önemli bir adım olacaktır.

Korku hissini yaratan ortamdan kaçmak yerine durumun kontrol edilebilirliğini görmemizi sağlayacak maruz kalma ve üstüne gitme deneyimleri ise bize çok önemli yönetim becerileri kazandıracaktır.

Başarıyla sonuçlanan bu deneyimler, sonucunda korku hissimizi yenmenin yanı sıra özgüven ve yeterlilik duygularındaki artış mücadeleci bir kişilik tarzı gibi olumlu kişilik özelliklerinin geliştirilmesinde oldukça önemli bir rol oynayacaktır.

Adrenal Yorgunluk

Adrenal Yorgunluk Adrenal Yorgunluk-Tüm dünyada ruhsal rahatsızlığı olan 500 milyon kişi bulunuyor. Bu, her yıl 7 kişiden 1 tanesinin …

Yalnızlık

Yalnızlık Yalnızlık hem sosyal etkileşimin kesildiği ve kişinin izole kaldığı bir durum hem de anlamlı ilişkilerin …

Stres Yönetimi

Stres Yönetimi Stres yönetiminde; kişinin, kendisine, olaylara ve geleceğe BAKIŞ AÇISI önemli olmaktadır. Olumsuz …