Category: PSİKOLOJİ YAZILARI

İnatçılık Konusunda Aileye Öneriler
  • Anne-baba olarak ortak tutumlar geliştirin.
  • Çocuğunuza öfkeli ve tepkili yaklaşmayın. Çocuğunuzun istediklerini inatlaşmadığı zamanlarda yerine getirin.
  • Çocuğunuza istediği şeyi neden yapamayacağınızı açık ve anlaşılır bir dille anlatın.
  • Kurallarınızı uygularken tutarlı ve kararlı olun.
  • Çocuğunuzun inadı devam ettiği durumlarda dikkatini başka yöne çekmeye çalışın.
  • Asla çocuğunuzla bir güç ve inat savaşına girmeyin.
  • Çocuğunuza seçenek sunarak seçme şansı verin,
  • Bu durumda, soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden

O sadece bir çocuk” deyin,

  • Bunun bir yarışma veya mücadele olmadığı unutulmamalıdır. Hem aile hem de çocuk kazanabilir, her ikisi de amacına ulaşabilirsiniz.
ZEKA TESTLERİ İLE ZİHİNSEL DEĞERLENDİRME

Zekâ Testleri

Zihinsel ve Bilişsel Değerlendirme

Zihinsel değerlendirme psikolojik değerlendirmenin en önemli alanlarından biridir.

Her birey çocukluktan à yetişkinliğe yaşamın değişik dönemlerinde zihinsel ve bilişsel işlevlerinin değerlendirilmesi ile karşı karşıya kalabilir,

Şu gibi durumlarda zihinsel değerlendirme yapılması çok önemli olmaktadır:

0-6 yaş çocuğun duygu, davranış, konuşma ve motor gelişimi ile ilgili gelişimsel durumunu saptamak veya varsa gelişimsel sorunlarının nedenlerini anlamak ve bu sorunların düzeyini belirlemekte,

Bazı alanlarında gelişimsel gecikme veya gerilik sergileyen çocuklarda,

Çocuğun özel eğitim desteği alması ihtiyacının belirlenmesinde,

Okula giden çocukların akademik başarısızlık, arkadaşları ve/veya öğretmenleri ile uyumsuzluk, dürtüsellik, aşırı hareketlilik, derslere dikkatini verememe gibi sorunlarının değerlendirilmesinde,

(ÖÖG) özel öğrenme güçlüğü ya da (DEHB) dikkat eksikliği hiperaktivite şüphesiyle değerlendirilen çocukların güçlü ve güçsüz bilişsel alanlarını değerlendirip doğru tanıya ulaşmakta,

Çocuğun bireysel eğitim ya da tedavisini planlamak adına,

Ergenlik döneminde gencin yaşadığı sorunlarla zihinsel durumunun ve düzeyinin ilişkisi olup olmadığını ayırt edilmesinde,

Üstün yetenekli çocukları ayırt etmede

Eğitsel ve mesleki eğitime kararı verilecekken bireye yönlendirme yapmadan önce gelişimsel veya zihinsel değerlendirmeler yapmak büyük önem taşımaktadır.

Benzer şekilde yetişkinler için bazı önemli kararlar verilmeden önce, kişinin yaşadığı sorun ve bozuklukların ciddi bir psikopatoloji den mi yoksa zekâya ilişkin beceriler den mi kaynaklandığının belirlenmesinde yine zekâ testlerine başvurmak çok önemli veriler elde edilmesinde rol oynamaktadır.

Zekânın ölçme ve değerlendirilmesinde kullanılan Wechsler IQ – zekâ testlerinden WISC–R Türkiye’de yaygın olarak kullanılan bir test iken artık geçerliğini yitirildiği için, çağın gereği olarak güncellenmiş haliyle (WISC-IV) Wechsler çocuklar için zekâ testi IV olarak zihinsel değerlendirme de ilk sıradaki yerini almıştır.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

YALNIZLIK

Yalnızlık hem sosyal etkileşimin kesildiği ve kişinin izole kaldığı bir durum hem de anlamlı ilişkilerin yokluğundan ötürü hissedilen bir tür üzüntü duygusudur.

Yapılan araştırmalar ve istatistik veriler “yalnızlığımızın” giderek artmakta olduğuna işaret etmektedir. Nedenini acı ve yalnızlığın oluşturduğu “mutsuz kronikler” sayısının artması endişe vericidir.

Acı bir paradokstur ki, birliktelik, sevgi, ait olma, güvende hissetme arzusu ile başlayan duygusal ilişkiler ve evlilik bağı ile resmileşen romantik seçimler bile kişiye kendini yalnız hissettirebilmektedir.

Ruh ve beden sağlığı üzerinde de çok büyük tesirleri olan yalnızlık bir tür yoksunluk durumu olarak da tanımlanabilir. Yalnızlık, sigara kullanımından, alkolizme, uyku bozukluklarından, yeme bozukluklarına, dahası depresyon ve kaygı bozukluklarına varan, hatta insanı intihara kadar sürükleyebilecek bir yaşam dramıdır.

Sermayeyi derin ve değerli ilişkilere yatırmak, doyum ve haz veren karşılıklar almak ve dost zengini olmak dileğiyle…

Sevgi, sağlık ve güvenle kalın.

WECHSLER ZEKA TESTLERİ

Zekâ Testleri

WISC-R vs WISC-IV

Zekânın ölçme ve değerlendirilmesinde pek çok test ve ölçüm aracı kullanılmaktadır.

Ülkemizde yakın zamana kadar yaygın olarak kullanılan ve en bilinen IQ – zekâ testlerinden biri WISC–R (Wechsler çocuklar için zeka testi) idi. Ancak 80 yıllara uyumlu ve o yılların çocuklarının yaş ve beceri normlarına göre geliştirilmiş olan WISC-R artık günümüz çocuklarını değerlendirebilmekte geçerliğini yitirmiştir.

Bu nedenle, çağın gereği olarak güncellenmiş haliyle (WISC-IV) (Wechsler çocuklar için zekâ testi – IV) bilişsel ve zihinsel değerlendirme de ilk sıradaki zekâ testi olarak yerini almıştır. Türkiye’nin WISC-R’ dan aradaki aşamaları atlayarak WISC-IV’e geçişi mecburi bir değişim olmuştur.

Dolayısı ile ve nihayetinde, WISC-IV ün bilimsel ve ticari telif hakları Türk Psikologlar Derneği tarafından 2008 yılında alınmıştır. 2008-2011 tarihleri arasında da 107K493 ve 109K533 projeleri kapsamında TÜBİTAK destekli olarak, Öktem ve arkadaşları tarafından Türkiye uyarlaması yapılmış ve standardizasyonu tamamlanmıştır.

Geliştirilen bu yeni ölçüm aracı yani söz konusu WISC-IV olduğunda, bu test, sadece bir gözden geçirme ya da norm yenileme değil, bunun çok ötesindedir. Öyle ki WISC-IV, Türkiye’de en çok adı bilinen ve yaygın olarak kullanılan WISC-R’dan hem yorumlaması hem de yapısı bakımından çok önemli farklılıklar göstermektedir.

Örneğin WISC – IV yeni yapısıyla eski sürümlerine göre daha fazla nöropsikolojik özellikler içermektedir.

DEHAB veya ÖÖG den şüpheli çocukları değerlendirirken, bu çocukların güçlü ve güçsüz bilişsel alanlarını değerlendirip doğru tanıya ulaşmak ve bireysel eğitim ya da tedavi planlamak adına çok değerli bilgiler sunmaktadır.

Keza özellikle üstün yetenekleri olan çocukların belirlenmesinde değerli bir ölçüm aracıdır.

Aynı zamanda bu güncel değişim klinik psikoloji, psikiyatri ve nöroloji gibi uygulamalı bilim alanlarının ihtiyaç duydukları detaylı ve kuramsal temele dayalı yorumlamalara yine çok daha fazla veri sunabilmektedir. Bir başka ifadeyle, zekâ testleri giderek tamamen klinik örnekleme yönelik değerlendirme araçlarına dönüşmüştür.

Böylelikle çocuğa ilişkin daha kapsamlı bilişsel haritalar çıkarılabilmektedir. Ayrıca iyi korunan telif kuralları olan WISC-IV’le birlikte, daha yeni ve zengin bir yaklaşım ve daha gelişmiş bir klinisyen – psikometrist modeli de alana girmiş durumdadır.

Sonuç olarak, WISC-IV’ ün Türkiye’de de uygulama alanına girmesi, ülkemizde uzun zamandır ertelenen ve nihayet gerçekleştirilen çok önemli bir kazanımdır.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Zekânın ölçme ve değerlendirilmesinde pek çok test ve ölçüm aracı kullanılmaktadır.

Ülkemizde yakın zamana kadar yaygın olarak kullanılan ve en bilinen IQ – zekâ testlerinden biri WISC–R (Wechsler çocuklar için zeka testi) idi. Ancak 80 yıllara uyumlu ve o yılların çocuklarının yaş ve beceri normlarına göre geliştirilmiş olan WISC-R artık günümüz çocuklarını değerlendirebilmekte geçerliğini yitirmiştir.

Bu nedenle, çağın gereği olarak güncellenmiş haliyle (WISC-IV) (Wechsler çocuklar için zekâ testi – IV) bilişsel ve zihinsel değerlendirme de ilk sıradaki zekâ testi olarak yerini almıştır. Türkiye’nin WISC-R’ dan aradaki aşamaları atlayarak WISC-IV’e geçişi mecburi bir değişim olmuştur.

Dolayısı ile ve nihayetinde, WISC-IV ün bilimsel ve ticari telif hakları Türk Psikologlar Derneği tarafından 2008 yılında alınmıştır. 2008-2011 tarihleri arasında da 107K493 ve 109K533 projeleri kapsamında TÜBİTAK destekli olarak, Öktem ve arkadaşları tarafından Türkiye uyarlaması yapılmış ve standardizasyonu tamamlanmıştır.

Geliştirilen bu yeni ölçüm aracı yani söz konusu WISC-IV olduğunda, bu test, sadece bir gözden geçirme ya da norm yenileme değil, bunun çok ötesindedir. Öyle ki WISC-IV, Türkiye’de en çok adı bilinen ve yaygın olarak kullanılan WISC-R’dan hem yorumlaması hem de yapısı bakımından çok önemli farklılıklar göstermektedir.

Örneğin WISC – IV yeni yapısıyla eski sürümlerine göre daha fazla nöropsikolojik özellikler içermektedir.

DEHAB veya ÖÖG den şüpheli çocukları değerlendirirken, bu çocukların güçlü ve güçsüz bilişsel alanlarını değerlendirip doğru tanıya ulaşmak ve bireysel eğitim ya da tedavi planlamak adına çok değerli bilgiler sunmaktadır.

Keza özellikle üstün yetenekleri olan çocukların belirlenmesinde değerli bir ölçüm aracıdır.

Aynı zamanda bu güncel değişim klinik psikoloji, psikiyatri ve nöroloji gibi uygulamalı bilim alanlarının ihtiyaç duydukları detaylı ve kuramsal temele dayalı yorumlamalara yine çok daha fazla veri sunabilmektedir. Bir başka ifadeyle, zekâ testleri giderek tamamen klinik örnekleme yönelik değerlendirme araçlarına dönüşmüştür.

Böylelikle çocuğa ilişkin daha kapsamlı bilişsel haritalar çıkarılabilmektedir. Ayrıca iyi korunan telif kuralları olan WISC-IV’le birlikte, daha yeni ve zengin bir yaklaşım ve daha gelişmiş bir klinisyen – psikometrist modeli de alana girmiş durumdadır.

Sonuç olarak, WISC-IV’ ün Türkiye’de de uygulama alanına girmesi, ülkemizde uzun zamandır ertelenen ve nihayet gerçekleştirilen çok önemli bir kazanımdır.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

STRES YÖNETİMİ

Stres yönetiminde; kişinin, kendisine, olaylara ve geleceğe BAKIŞ AÇISI önemli olmaktadır. Olumsuz düşünceler, değerlendirme ve yorumlar olumsuz duygulara ve uyum bozucu davranışlara yol açar.

Olaylara, durumlara ve genel olarak hayata ne açıdan baktığımız orada ne gördüğümüzü belirleyen verilerden bir tanesidir. Gerçekçi düşünebilmek için resmin tamamını görmeye çalışın.

Bazen stresin kaynağı bizzat bireyin kendi kişiliğidir.

POZİTİF ve ÇÖZÜM ODAKLI KİŞİLERİN Stresten etkilenme biçimi anlamlı biçimde daha hafiftir.

Kimi durumlarda zaman kendi başına stres nedeni olabilmektedir. Zaman baskısı enerjiyi tüketir, üretkenliği azaltır, kişiyi kaygılı ve mutsuz yapar. Zamanın etkili biçimde kullanılması stresi daha kolay yönetmeyi sağlar.

Kişilerarası iletişim sorunları strese nedeni olabilmektedir. Sorunları doğru anlamak, doğru şekilde ifade edebilmek ve karşıdaki kişilerle yapıcı bir şekilde çözmek Stresi ortadan kaldırmada çok etkilidir.

Sevin! Olumlu ilişkiler kurun.

Sevdiğimiz biriyle kucaklaşmak vücudumuzda doğal ağrı kesiciler (oksitosin hormonu) salgılamamıza neden olur.

SANAT la uğraşın

Stresle baş etmede resim, ahşap boyama, örgü, dikiş, takı tasarımı gibi el sanatları yararı kanıtlanmış bir gerçektir.

Spor Yapın

Egzersiz yapmak psikolojik sorunlar geliştirmiş pek çok vakada antidepresanlar kadar etkilidir. Stresten kurtulmak için egzersiz yapın.

Aynı şey beyniniz için de geçerli. Beyniniz de tıpkı kaslarınız gibi egzersize ihtiyaç duyar.

BEYNİNİZİ KULLANIN!

Günde birkaç dakikanızı zihinsel egzersizlere ayırmak sadece fikirlerinizi güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda hafızanızı geliştirecek ve zihninizi de sakinleştirecektir.

Dans edin

Son yıllarda hastalıkların tedavisinde birçok alternatif yollara başvurulmaktadır. Bunlardan biri olarak dans edin! Yapılan araştırmalara göre dans etmek, hareket ve denge için beyne yardım ediyor, neşe ve moral veriyor ve hastalıkların seyrini de değiştirebiliyor!

Gülün!
(mümkünse) kahkahalar atın!!!

Gülmek stresi azaltmada son derece etkilidir. Gülme anında, tıpkı egzersiz sırasında salgılanan ve ağrının şiddetini azaltan endorfin hormonu gibi, vücutta kişinin kendisini iyi hissetmesine neden olan kimyasallar salgılanmaktadır.

Doğanın stres azaltıcı etkisi vardır.

Doğanın ve doğal olan her şeyin insan gelişimine olumlu etkisi ve insanın ruhsal boyutu ile ilişkisi açıktır. Doğa ile iç içe bulunmak, strese karşı önleyici ve koruyucu olmakta ve hatta tedavilerde etkinliği artırmaktadır.

Sağlıklı BESLENİN

Antioksidanlardan zengin besinler, B grubu vitaminlerdemir yönünden zengin diyet, anti-stres minerali olarak da bilinen magnezyumun tüketimi stresin etkisini azalmaktadır. Balık tüketmek strese karşı koruyucudur. Sigara ve Alkolden uzak durmak, fastfood türü kızartma, hamburger, kola, pizza gibi enerji değeri yüksek besinler tüketmemek önerilir.Ve günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz

Dinlenin ve tatile de zaman ayırın

Sakin ve Derin NEFES alın ve verin, alın ve verin …

Stresin engellenebilir veya geri döndürülebilir bir süreç olduğunu unutmayın. Stres tepkilerini azaltmaya nefes alış verişinizi kontrol altına almaktan başlayın. Sakin ve derin nefes almayı öğrenmek, tam gevşemeyi öğrenmek yolunda atılan en önemli adımdır.

Ve GEVŞEMEYİ ÖĞRENİN

Gevşeme, stres altındaki bireyde başlayan stres tepkisinin tam karşıtı bir etki yapar. Gevşeme hareketleri ile kaslar rahatlar, tansiyon düşer, solunum yavaş ve derin olur, kan şekeri azalır. Gevşeme sayesinde bedende başlayan 
psikosomatik stres tepkisi kırılır.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

SINAV KAYGISI İLE BAŞ ETME

Sınav kaygısının oluşmasında en temel faktörlerden biri kişinin kendi içinde sürdürdüğü olumsuz iç diyaloglarıdır.

O yüzden bununla baş etmede yapılacak en temel şey, negatif iç diyalogların farkına varmak ve bunları bir an önce terk etmek olacaktır. Pozitif ve gerçekçi düşünmek, mükemmeliyetçi olmaya çalışmak yerine ilerleme kaydetmeye çalışmak yararlıdır.

Sınav kaygısının bedensel olarak yoğun uyarılma şeklinde yaşadığı durumda baş etmede ise; solunum ve gevşeme egzersizleri yaparak rahatlama işe yarar.

Sınav süreci hakkında konuşacak olursak, başarı nitekim bir tesadüf değildir. Baştan sona etkili, düzenli bir çalışmayı gerektirir. İyi bir zaman yönetimi yapmak, iyi bir eğitim desteği almak gerekir.

Sınavın başladığı esnada dikkatin dış ve iç uyaranlara bölünmesi yerine, sınav sorularına odaklanması, kişinin yapılabilir ve kolay bir soru ile başlaması iyi bir stratejik yaklaşım olacaktır.

Sınav bittiği halde telafisi gereken bir takım eksikler saptanmalı ve yeni bir çalışma programı düzenlenmelidir. Ama sonuç ne olursa olsun, kişi bir emek göstermiştir bu yüzden dinlenmeyi, keyif veren aktivitelerle ödüllendirmeyi hak eder.

Aile ise bu sürecin başından sonuna vazgeçilmez bir parçasıdır. Destek verici olmalıdır. Empatik olmalıdır, beklentilerini gerçekçi düzeyde tutmalıdır. Sorumluluk verdiği kadar da cesaret vermelidir. Ayrıca aile kendi amaçlarına yaklaşım biçimleri ve kendi kaygı yönetimleri ile de çocuğuna iyi bir model oluşturmalıdır.

Tüm bu süreç içerisinde ailelerimize ve çocuklarımıza başarılar diliyorum.

SINAV KAYGISI

Sınav kaygısı, öğrencinin, sınav öncesi öğrendiği bilgiyi sınav esnasında etkili bir şekilde ortaya koymasını engelleyen yoğun kaygıdır.

Sınav kaygısı kendini zihinsel, fiziksel ve ruhsal değişimler şeklinde gösterir. Dikkat ve konsantrasyon sorunları huzursuzluk, uykusuzluk, endişe, gerginlik, kalp çarpıntısı, mide-barsak şikayetleri sık görülen belirtiler arasındadır.

Bunların çok yoğun yaşandığı halde, işlevselliği bozduğu durumlarda uzman desteği almak yararlı olacaktır.

Sınavın kendisi değil; öğrenci tarafından algılanış biçimi kaygıya neden olur.

Sınav kaygısı normal öğrenciler, sınavı bir fırsat olarak değerlendirirken, yüksek öğrenciler bunu bir tehdit olarak algılar.

Endişeye eğilimli rekabetçi ve mükemmeliyetçi karakterlerde daha sık karşımıza çıkar.

Sosyal çevre, öğretmenler ve ailenin yüksek beklentilerin baskısı da bunun oluşmasında etkilidir.

Sınav kaygısının oluşmasında en temel faktörlerden biri kişinin negatif, gerçek dışı beklentileri ve düşünme sistemleridir.

PSİKOLOLOJİK SORUNLARDA BEDEN DİLİ KULLANIMI

Psikolojik Sorunları Beden Dili İle Anlatmak / Anlamak

Bedensel ve ruhsal durumumuz birbiri ile ilişkili süreçlerdir. Sevinçli bir durumda enerjimizin yükselmesi, hasta olduğumuzda keyfimizin de kaçmasında olduğu gibi ruh halimiz bedenimizin, bedenimiz de ruh halimizin işleyişini etkiler.

Buna istinaden bazı fiziksel rahatsızlıkların nedenlerinin psikolojik olabileceği göz ardı edilmemelidir.

Özellikle bazı çocuk ve ergenler psikolojik sıkıntılarını beden dili ile ifade ederler.

Psikolojik sorunların dile getirilip, çözülemediği olay ve durumlarda, problemi anlatma görevini beden üstlenir.

Baş ağrısı, karın ağrısı gibi ağrı ve sızılardan, halsizlik, hissizlik, uyuşma, kasılma ve hatta bayılmalara kadar varan pek çok belirtinin altında psikolojik sorunlar yatıyor olabilir.

Bu ağrı, bayılma gibi bedensel şikâyetler çoğu zaman sorunla başa çıkma yöntemi ve yardım çağrısı gibidir. Sanki beden dile gelmiş ve kişi “bana yardım edin!!!” demektedir.

Beden dilini kullanan çocuk ve gençlerin aileleri doğal olarak ilk etapta çözüm için ruh sağlığı uzmanı dışındaki hekimlere yönelirler. Bu da gerçek nedenin psikolojik olduğu durumlarda sorunun anlaşılamamasına ve vakit kaybına yol açar.

Hâlbuki sorun psikolojik kaynaklı olduğunda asıl önemli olan şikayeti ortadan kaldırmak değil, kişinin beden dilini kullanarak ne sıkıntı yaşadığını anlamak ve anlatmasına da olanak sağlamaktır.

Sevgi, Sağlık ve Güvenle kalın …

PSİKOLOJİK AÇIDAN SAĞLIKLI BİREYİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
  • Kendini kabul eder.
  • Davranış ve seçimlerinin sonuçlarını kabul eder.
  • Kişisel sorumluluklarını kabul eder ve yerine getirir.
  • Hedef ve amaçları vardır.
  • Kendine ilgi gösterir.
  • İlgileri olan ve duyarlılık sahibi biridir.
  • Sosyal çevresine karşı da ilgilidir.
  • Hoşgörü sahibidir.
  • Esnek ve değişime açıktır.
  • Hazlarını erteleyebilir. Sabır ve sebat edebilir.
  • Hiçbir şeyin kesinliğinin olmadığını kabul eder.
  • Yaşamın bir miktar risk almayı gerektirdiğini kabul eder.
  • Ütopyacı değildir.
  • Bilimsel, objektif ve akılcı düşünebilir.
  • Kendini yönetebilir.
  • İhtiyaç olduğunda başkalarından yardım istemekten ve diğerlerine de yardım etmekten kaçınmaz.

PATOLOJİK KISKANÇLIK

İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanan ve insan olan herkesin deneyimlediği bir duygudur KISKANÇLIK.

Kıskançlığın en temel bileşeni biri sevilen ve değer verilen birini ya da bir şeyi kaybetme korkusudur.

Bazen bu duygu daha iyi olmaya motive edici olsa da kabul edilebilir düzeyin ötesinde her zaman zarar verir. Kaybetme korkusu kişide özgüven kaybı ve yetersizlik duygularına neden olabilir.

Kaybetmekten korkulan yeri gelir sevilen bir kişi yeri gelir sosyal veya ekonomik mevkii olur. Özellikle karşı cinsle ilişkide sevginin bir göstergesi ve ölçütü gibi düşünüldüğünde kıskançlık hoş bile görülebilir. Oysa durum abartılıp, kişi kaybetme korkusu ile mantık dışı saplantılar geliştirip, tepkiler vermeye başladığında patolojik bir duruma dönüşmüş demektir.

Patolojik kıskançlık yaşayan kişi, partnerinin sürekli olarak onu aldattığını düşünerek, takip etmeye, gözetlemeye, sorular sorup, sıkıştırmaya başlar. Ona yasaklar ve engeller koyar, sürekli biçimde kontrol altında tutmaya çalışır. Tartışma ve kavgalar yaşanır. Düşmanlık ve şiddet riski artar. Bu gibi saplantılı davranışlar çifti yorar ve ilişki katlanılmaz bir hale gelir. Pek çok ilişki ve hatta evlilik bu yüzden biter…

Hatta işin bu noktada da bitmediği olur. Kişi aldatıldığından o kadar emin bir hale gelebilir ki, gerçeği gösteren aksi kanıtlar bile bu inancı değiştiremez. Bu yüzden takip, tehdit ve şiddet gibi patolojik davranışlar da devam eder.

Bu davranışlar, bir noktada değersizlik ve yetersizlik duygularını kontrol etme ve kıskançlığın yarattığı duygu ile baş edebilme için olan savunma düzenekleridir. Hâlbuki kıskançlığının temel nedeni kişinin yine kendisinde saklıdır. Ne yazık ki, bunu fark edemez ve kıskançlığının sebebini karşısındakinde görmeye devam eder.

Sonuç olarak patolojik kıskançlık bir bozukluktur ve hem kişilerin hem de ilişkilerin sağlıklı olması adına, bu konuda mutlaka profesyonel bir destek alınması önerilir.

Close cart
Ara Toplam:  0,00