Category: PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR

BENLİK GELİŞİMİ

Çocuğun hayatındaki ilk ve en önemli aktörler ANNE ve BABA dır. Çocuğun BEN lik algısı, KİM olduğu Anne ve baba ile kurulan ilişki sonucu şekillenir.

Bu algı ilerleyen yaşlarda kuracağı arkadaş ilişkileri, sosyal ilişkiler ve eşle ilişkisini de etkiler.

Çocukluk ve ergenlik döneminin en büyük amacı kendi kendine YETEBİLEN, sorunlarına ÇÖZÜM ÜRETEBİLEN, kendini ve hayatını KONTROL EDEBİLEN bireylerin yetişmesidir.

Kişilik gelişiminde amaçlanan bir diğer kazanım kişisel yönetimdir. KİŞİSEL YÖNETİM MEKANİZMASINI HAREKETE GEÇİRECEK OLAN İLK KİŞİLER EBEVEYNLERDİR.

Kişisel yönetim, öfke kontrolü, haz alma isteğini erteleyebilme, hoşgörü sahibi olma, dikkat yönlendirebilme gibi beceriler içerir.

Ebeveynler, kişisel yönetim becerilerinin gelişmesi için hem kendi sorumluluklarını hem de çocuğun sorumluluklarını açıklamalıdırlar. Ebeveynlerin kendi sorumluluklarını üstlenme biçimleri ve kendi sorunları ile baş etme yöntemleri, çocukları için model olacaktır.

2-4 yaş arası benlik gelişimi

  • Bu yaşlardaki çocuklar yetişkinler gibi düşünemez ve hareket edemezler.
  • Sebep-sonuç ilişkisi kuramazlar ve mantık yürütemezler.
  • Bu dönem taklit dönemidir ve çocuk öncelikle ebeveynini taklit eder.
  • Bu yaştaki en belirgin özellik onaylanma arzusu, sevgi ve ilgi görebilmeye karşın gözden düşme korkusudur.
  • Bu yaşta çocuğun yaptığı hata çok endişe edecek bir durum değildir ve normaldir.
  • Ebeveynin yapması gereken çocuğun davranışı karşısındaki memnuniyetini veya memnuniyetsizliğini göstermektir.
  • Dikkat edilmesi gereken çok uzun açıklamalar yapmadan, somut ve net bir şekilde neyin memnun ettiği veya etmediğinden söz etmektir. Hepsi bu.

5-7 yaş arası benlik gelişimi

  • Bu egosantrik bir dönemdir. Bencil, hareketli ve kendine dönük bir dönemdedirler.
  • Çocuklar kendilerini ve yeteneklerini eşsiz addederler. Kendileri ve diğerleri hakkında ya tamamen iyi ya da tamamen kötü gibi kesin düşünce kalıplarına sahiptirler.
  • Çocuklar kendinden beklenen davranışı ona aktarırken mümkün olduğunca sıcak bir tutuma ihtiyaç duyarlar.
  • Kişisel yönetim henüz tam olarak gelişmediği için kendilerini kontrol edemezler. Yetişkinlerin yönlendirme, ödüllendirme veya sınır koyma hareketlerine ihtiyaçları vardır.
  • Bu dönemde eleştiri, olumsuz cümleler ve genellemeler iyi sonuç vermez. Yanlış olanı değil doğru olanı ve bunun nasıl yapılabileceğini vurgulamak işe yarar.

8-11 yaş arası benlik gelişimi

  • Bilişsel kabiliyetler geliştiği için neden-sonuç ilişkisi artık kurabilirler. Mantıklı kararlar vermeye başlayabilirler. Daha gerçekçi değerlendirmeler yapabilirler. Geçmiş deneyimlerden ders çıkarma veya gelecekteki olayı tahmin edebilmeleri ancak bu yaş döneminde mümkündür. Empati yapma yeteneği gelişmeye başlar.
  • Bu dönem kişiliğin sosyal boyuttaki gelişimi için en kritik dönemdir. Bu yaşta birey olmak yanı sıra bir guruba ait olmak önemli olmaya başlar.
  • Ebeveynler bu kritik evrede çocuklarına sosyal ilişkilerde ne kadar iyi örnek olurlarsa, çocuk o oranda sağlıklı bir sosyal gelişim sergileyebilir.
  • Bir diğer dikkat edilmesi gerekense, zaten eleştiri ve rekabete yatkın oldukları bu dönemde, ebeveynler eleştiri veya rekabete çocuğu sevk etmemeli aksine kabullenici ve destekleyici tutumlar sergilemelidir.
  • Başarı, özellikle bu dönemde kesinlikle kabulün ve sevginin koşulu olmamalıdır!

12-14 yaş arası benlik gelişimi

  • Bu dönem artık çocuğun soyut düşünebildiği dönemdir.
  • Gerçek empati yapabilme bu dönemde gelişir.
  • Dönem itibariyle kafası karışık ve kendini mutsuz hissetmeye yatkın olduğu bir dönemdir. Etik konular, değerler, ebeveynler bu dönemde çocuklar tarafından sorgulanmaya başlar. Ebeveynlerini de eleştiririler.
  • Fırtınalı ve yorucu bir süreç olan bu dönemde ebeveynin çocukların eleştirilerine ve tepkilerine hoş görü gösterebilmesi ve sabrı çok değerlidir.
  • Ebeveynin bu dönemde çocuğa psikolojik bir alan bırakabilmesi çok önemlidir. Aksine bu dönemde uygulanan baskı yıpratıcı sonuçlar bırakabilir.
  • Eleştiri ve aşırı tepkilere soğukkanlı, mantıklı, açıklamacı ve aynı zamanda net ve tutarlı yaklaşabilen ebeveyn bu dönemde kriz yönetimini başarır ve aynı zamanda da çocuğuna mükemmel bir model oluşturacaktır.
  • 15-17 yaş arası benlik gelişimi

Bu “BEN KİMİM !?” sorusunun en sık sorulduğu dönemdir.

GENÇ sadece “ne yaptığı” ile ilgilenmez. Artık geleceğe dair planları yani “ne yapacağı” ile de ilgilenmeye başlar. Dolayısı ile davranışları “değer verdiği” hedeflere ulaşmasına yönelik olur. Gence göre kendilik değeri “şu anki ben” ile “ideal ben” arasındaki fark ne kadar azsa, o kadar çoktur.

Doğru ebeveyn yaklaşımı: Bu yaş dönemi gençlere “henüz çok deneyim yaşamamış yetişkinler” gibi davranmak ve “yol göstermek” şeklinde olmalıdır.

Yaşam başarısından çok okul başarısına odaklı anne-babalar çocukları için yüksek hedefler ve rol modeller belirleyerek, onlardan “mükemmel ideal benlik” beklemektedirler. İdealize ettikleri bu “mükemmel ideal benlik” ile çocuğun gerçek benliği” arasındaki fark ne kadar açıksa, genç o oranda değersiz ve yetersiz hissedecektir.

Mükemmeliyetçilik Mutsuzluk Getirir

Mükemmeliyetçilik azim ile eş anlamlı değildir. Azim, mükemmel diye bir şey olmadığını bilerek, elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etmek ve çabalamak demektir. Azmin takdir edilmemesi ve olanın kabul edilemeyişi “mükemmel olmayan her şey değersizdir ve Sen! yeterli de değerli de değilsin!!!” mesajını verir.

Gencin kendi görüşleri önemsenmez, sürekli eleştirilir, aşırı baskı ve beklentilerle şekillendirilmeye çalışılırsa; kabul görememekten korkan ve hep bir memnun etme mecburiyeti hisseden genç, sonuç olarak gelişmesine izin verilemeyen sağlıklı kişilik yerine “SAHTE KİŞİLİK” geliştirir.

Araştırmalar çocuğu eleştiren, eksik ve hataları üzerinde duran, duygularını önemsemeyen, düşüncelerine saygı duymayan ebeveynlerin çocuklarının daha fazla stres hormonu salgıladığı, daha çok hastalandığı, daha çok davranım bozukluğu ve psikolojik sorun geliştirdiği ve hem okul hem ilişki sorunlarının da daha fazla olduğunu açıkça göstermektedir.

Yasemin KULAÇ

Uzman Klinik Psikolog

DOĞUM SONRASI DÖNEMDE DEPRESYON

Gebelikte kadınlarda belirgin psikolojik değişiklerin olması doğaldır.

Doğum yapmak ile ilgili, ağrı, acı duyma gibi korkular ise evrenseldir ve bir dereceye kadar kabul edilebilir.

Doğum ile birlikte birçok kadın “bebek hüznü” olarak tanımlanan normal düzeyde bir üzüntü, kolay ve sıkça ağlama, sıkan türden bu bağımlılıktan yakınma hali sergiler. Bu tablo sıklıkla birkaç gün kadar sürer. Bu durum çocuk doğurmanın stresine, anne olmanın getirdiği sorumluluğu fark etmeye, hormon düzeylerindeki hızlı değişimle bağlantılıdır.

Bununla birlikte doğum yapan kadınların %20-40 kadarında doğum sonrası emosyonel sorunlar ve bilişsel işlevlerde bozukluk görülmektedir. Doğumdan sonraki 3 ila 6 ay içinde başlayan depresif mizaç, yoğun anksiyete hali, uykusuzluk doğum sonrası depresyonun temel özelliklerindendir.

Daha ağır durumlarda pospartum depresyon delüzyonlar, halüsinasyonlar ve bebeği öldürme düşüncelerinin de yar aldığı psikotik bir boyuta ulaşabilir.

Bazı durumlarda deprese duygular intihar düşünceleri ile birlikte görülebilir.

Tedavi edilmezse aylar hatta yıllarca sürebilir.

Tedavi edilmezse sonraki depresyon epizotları için risk oluşturabilir ve tedaviye dirençli mizaç bozukluklarına yol açabilir.

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

Yoğun anksiyete bozukluğu pek çok olay, durum ve etkinlik hakkında hemen hemen her gün yaşanan ve en azından 6 aydır sürmekte olan aşırı endişekaygı ve tasalanma duyguları ve üzüntü ile sürekli yoğun bir anksiyetinin yaşanıyor olması halidir.

Kişi zihninin durmuş gibi olduğundan, konsantrasyon ve dikkat güçlüğünden, kolay yorulmaktan, sürekli huzursuz endişeli ve aşırı heyecanlı olmaktan yakınır. Buna kas gerginliği, uyku bozukluğu, irritabilite eşlik eder.

Bu fiziksel yakınmalar, üzüntü ve anksiyete hali kişide klinik anlamda belirgin bir strese yol açar ve sosyal toplumsal, mesleki ve eğitim gibi alanlarda işlevselliğin önemli ölçüde bozulmasına neden olur.

Yaşam kalitesini ve genel iyilik halini bozucu bu tablonun tedavi ile desteklenmesi yararlı ve gereklidir.

SOSYAL FOBİ

Kişinin sosyal, toplumsal ortamlarda veya bir eylemin yapılacağı durumlarla karşılaştığı halde, utanç duyacağı endişesi ile klinik açıdan anlamlı bir anksiyete hali yaşaması ve çoğu zaman bu durumdan kaçınmasıdır.

Sosyal fobisi olan kişiler, çarpıntı, terleme, titreme, mide barsak şikayetleri, kas gerginliği, yüzde kızarma, kafa karışıklığı gibi belirtiler yaşarlar ve bazen bu anksiyete panik atağı biçiminde de olabilir.

Sıklıkla diğerlerinin, ellerinin seslerinin titrediğinin farkına varacaklarından, ezik, beceriksiz, aptal biri gibi yargılayacaklarından korktukları için başkalarının yanında konuşma, yeme içme yazma gibi eylemlerden kaçınırlar.

Bu durum kişinin rutin günlük yaşamını, eğitim veya mesleki işlevselliğini, toplumsal sosyal yaşam uyumunu ve ilişkilerini önemli ölçüde bozar veya belirgin bir sıkıntıya sebep olur. Psikolojik destek gerekli ve yararlıdır.

PANİK ATAK – PANİK BOZUKLUK

Panik Atağı

Panik atağı birçok farklı Anksiyete bozukluğunun içinde ortaya çıkabilir.

Panik atağında yoğun korku, endişe veya dehşete düşme duyguları birdenbire başlar ve genellikle 10 dakika içinde veya daha kısa bir sürede doruk noktaya ulaşır. Bu ataklar esnasında kalp çarpıntısı, nefes darlığı, soluğun kesiliyor gibi olması, göğse sıkıntı ve ağrı hissi, bulantı veya karın ağrısı, boğuluyor gibi olma, terleme, titreme duyumları yaşanır. Çoğu zaman bunlara çıldıracağı, kontrolünü kaybedeceği korkusu ya da kişinin ölmek üzere olduğu duygusu da eşlik eder.

Panik Bozukluk

Panik bozukluk ise, beklenmedik panik ataklarının ardından gelişen, en az 1 aydır devam eden şekilde panik atak olacağına dair sürekli bir biçimde kaygı duyma halidir. Kişi panik atakların yol açabilecekleri veya muhtemel sonuçları hakkında endişe ve üzüntü duyar ve buna ataklarla ilgili anlamlı bir davranış değişikliği eşlik eder.

ÖZGÜL FOBİ

Kişinin korktuğu özgül bir durum veya nesne ile karşılaştığı durumda orataya çıkan, klinik açıdan anlamlı bir anksiyete hali ile kaçınma davranışlarına yol açan tablodur.

Kişi, bu nesne veya özgül durumun varlığında veya bununla karşı karşıya kalacağını beklerken sürekli, aşırı ve anlamsız biçimde abartılı bir korku yaşar. Zarar görme beklentisi olabilir.

Hayvan ve böcekler, doğa ve çevre olayları, kan, enjeksiyon, ara, uçak, asansör, tünel, köprü gibi durumlar tipik fobik uyaranlardandır.

Fobi bireyin yaşam işlevselliğini toplumsal sosyal etkinlik ve ilişkilerini belirgin biçimde bozar ve kişiyi sıkıntıya sokar.

ÖĞRENME

Bu bozukluklar tanısı sıklıkla ilk kez çocukluk veya ergenlik döneminde konan bozuklukladır. Tanıda gerek akademik ortamda gerekse pratik uygulamalarda saptanan güçlükle birlikte, bilişsel çaba gerektiren standart testlerde, zekâ testinde, takvim yaşı ve aldığı eğitim de göz önüne alındığında bireyin okuma, matematik ve yazılı anlatım yeteneğinin beklenilenin anlamlı derecede altında olması ve sıkıntı yaşaması en önemli ayırt edici bulgudur.

Bu bozukluklar kişinin okul başarısı veya okuma-yazma becerileri gerektiren günlük yaşam etkinliklerini ve işlevselliğini belirgin biçimde bozar.

Sıklıkla moral bozukluğu, toplumsal-sosyal becerilerde eksiklik, düşük benlik saygısı öğrenme bozuklukları ile ilişkilidir.

Bazı kişilerde bu bozuklukla birlikte Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu, Davranım Bozukluğu, Depresif Bozukluk ve Kaygı Bozukluğu tabloya eşlik eder.

Bu bozukluğa sahip çocuk ve ergenlerin okulu bırakma oranı anlamlı ölçüde yüksektir. Sıklıkla ileride yetişkin yaşlarında da iş, eş ve sosyal-toplumsal yaşamlarında belirgin zorluklar yaşarlar. Suç davranışları, madde kullanımı gibi yıkıcı davranışlar geliştirme riski taşırlar.

Bu ve ötesi sebeplerden ötürü kişin profesyonellerce değerlendirilmesi, tedavi içeren ve eğitsel yöntemlerle desteklenmesi son derece gerekli ve önemlidir.

OBSESİF – KOMPULSİF BOZUKLUK

OKB zaman ve enerjinin boşa harcanmasına yol açacak kadar uzun, ağır ve belirgin biçimde sıkıntıya veya yaşam işlevselliğinde önemli miktarda bozulmaya yol açan istenmeden gelen, takıntılı düşünce, dürtü ya da düşlemler ve buna istinaden ortaya çıkan yineleyici davranış ya da zihinsel eylemlerdir.

En sık görülen obsesyonlar kirlilikhastalık bulaşma ile ilgili, bir eylemin yapılıp yapılmadığı hakkında tereddüt, zarar görmek ile ilgili kuşku, iş ya da eşyaların düzenli olması ile ilgili sıkıntı dinsel ya da cinsel konularla la ilgili düşlemler şeklindedir.

Kişi bu tip düşünce, dürtü ve düşlemlerine dikkat kesilmemeye veya baskılamaya ya da bunları başka bir düşünce veya eylemle etkisizleştirmeye çalışır. Bunlar da kompulsiyonlardır.

En sık görülen kompulsiyonlar kontrol etme, sıraya koyma, el yıkama, sayma, dua etme gibi yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.

Obsesyon ve kompulsiyonlar doyum sağlayan ve yararlı olan pek çok aktivite ve davranışın yerine alır, belirgin bir sıkıntıya sebep olur, zaman ve enerjinin boşa harcanmasına yol açar ve yaşam işlevselliğinde, toplumsal, sosyal iletişim ve işliklerdeki ileri derecede bozulmaya yol açabilir ki mutlaka tedavisi gereklidir.

GEBELİK PSİKOLOJİSİ

Gebe kalmış her kadında belirgin psikolojik değişiklikler yaşanır.

  • Psikolojik açıdan sağlıklı pek çok kadın için gebe kalmak bir tür “kendini gerçekleştirme” aracıdır. Böylesi pek çoğu gebeliği temel bir gereksinimi karşılayan yaratıcı bir eylem olarak tanımlar.
  • Çoğu kadın için gebe olmak kendi kadınlıkları hakkındaki endişelerin giderildiği bir tür kanıt olmaktadır.
  • Bazı kadınlarsa gebeliği negatif bir durum gibi değerlendirmekte, doğum yapmaktan, çocuk büyütmekten korkmakta veya kendilerini annelik için uygun kişiler olarak görememektedirler.
  • Kadınların gebeliğe karşı tutumları gebeliğin planlı olup olmamasına, bebeğin istenen bir bebek olup olmamasına, üreme konusundaki inanış, düşünce ve duygularına göre farklılaşır.
  • Kadının kendilik algısı, yaşı, bebeğinin babası ile ilişkisi de anne olmaya dair tepkilerini etkiler.
  • Doğacak bebek, annenin korku ve umutlarını yansıtan boş bir sinema perdesi gibidir. Bazı nadir durumlarda gebe bebeği için kendi nefret ettiği parçası olarak görebilir ve ondan kurtulmak ister.
  • Gebenin kendi annesi veya anne rol modeli ile ilişkisi, anne olmaya dair tutum ve başarılarını etkiler. Eğer bu ilişki bağı iyi değilse annelik sorumluluğu duygusu eksik kalabilir. Gebe bebeğinin hem doğumundan önce hem de doğumdan sonra güvensizlik yaşayabilir. Bilinçdışı korku ve fanteziler gelişebilir.
  • Bu sebeplerle gebenin hem kendi annesi ile sağlıklı ilişki bağı hem de kendi gelişimlerinin erken dönemlerinde anneden sağlıklı ayrılmayı yaşamış olmaları (ayrışabilmeleri) önemlidir. Sağlıklı ve ayrı bir kimlik geliştirebilmiş olma deneyimi ileri dönemde annelik başarısını da son derece olumlu biçimde etkileyecektir.
  • Tüm bunlara rağmen, doğal olarak çocuk doğurmak kadın için canlı bir yaşam orataya çıkarmak ve o varlığı büyütmekle ilgili bütün gereksinimlerini karşılayan olağan üstü bir deneyimdir.
DIŞA ATIM BOZUKLUKLARI

Enürezis

Takvim veya gelişimsel yaşı en az 5 olan çocuğun, 3 aydır, haftada en azından 2 kez, istemli veya istemsiz olmasına bakılmaksızın idrarını giysilerine veya yatağına yineleyen biçimde kaçırarak altını ıslatmasıdır.

Alt ıslatma sadece gecenin belli bir saatine veya uykunun özel bir dönemine özgü değildir.

Sadece nokturnal, sadece diurnal ve hem nokturnal hem de diurnal şeklinde 3 tipte görülür.

Pek çok vakada psikolojik faktörler rol oynasa da, yavaş kazanılan mesane kontrolü, nöromüsküler ve bilişsel gelişim, sosyoemosyonel etmenler, tuvalet eğitimi ve genetik etmenler de bunda rol oynar.

Psikososyal stresörlerin başlıcaları arasında kardeş doğumu, okula başlama, yeni bir eve taşınma, ebeveynlerin boşanması, ölüm gibi yeni veya zorlu yaşam olayları gelmektedir.

Enkoprezis

Takvim yaşı en az 4 olan çocuğun, en az 3 aydır, istemli veya istemsiz şekilde dışkısını uygunsuz yere yapmasıdır.

Birçok enkopretik çocuk istemli dışkı tutmaya veya ağrılı dışkılamaya istinaden dışkılarını tutar ve kabız olurlar. Birikmiş ve katı dışkı tonus kaybına ve basınca duyarsızlaşmaya neden olduğundan, bu çocuklar dışkılama gereksinimlerinin farkına varmazlar ve sonucunda az miktarda sıvı ya da katı dışkı sızıntısı ile çamaşır kirletirler. Duyusal ipuçlarının azalması veya kaybolması ile de kokuya alışarak rahatsız olmazlar. Bu tip duruma taşma enkoprezisi denir.

Enkoprezisde fizyolojik ve psikolojik etmenler karşılıklı ve karışık bir etkileşim içindedirler. Psikososyal stresörlerin başlıcaları arasında kardeş doğumu, okula başlama, yeni bir eve taşınma, ebeveynlerin boşanması, ölüm gibi yeni veya zorlu yaşam olayları gelmektedir.

Bu çocuklarda az da olsa tuvalet kullanma korkusu vardır. Enkoprezis, dikkat eksikliği ile ilşkili sorunlar, hiperaktivite, koordinasyon güçlüğü, düşük engelelenme eşiği gibi nörogelişimsel sorunlarla birlikte görülebilir.

Dışa atım sorunları çocuğun sosyal ve akademik yaşamında belirgin bozulmaya neden olabilen hastalıklardır. Tedavi ve terapilerle desteklenmesi son derece gerekli ve yararlıdır.

Close cart
Ara Toplam:  0,00