Category: Makaleler

DEHB Tedavisini Genel Bakış

DEHB  (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu)

DEHB belirtileri dikkatsizlik ve/veya hiperaktivite ve tepkiselliği kapsar. Bu özellikleri her çocuk şu veya bu şekilde sergiler. Fakat DEHB teşhisi koymak için, belirtilerinin en az altı ay sürmüş olması ve bireyin okul ve bireysel hayatını engelleyecek kadar şiddetli ve yaş dönemi özelliği ile açılanamayacak biçimde olması gerekmektedir.

DEHB çocuklarda ve gençlerde yaygındır. Yetişkinlerde de bu bozukluk görülebilir. Yetişkinlerde belirtiler bazı farklılıklar olabilir. Örneğin, bir yetişkin hiperaktivite yerine tez canlılık sergileyebilir. Ayrıca, DEHB’li yetişkinler sürekli olarak kişiler arası ilişkilerde ve işte problem yaşarlar.

DEHB tedavisini genel bakış

DEHB tedavisi dikkatsizlik, hiperaktivite ve impulsivite dahil olmak üzere DEHB belirtilerinin kontrol etmeye yardımcı olur. İstikrarlı tedaviyle kişi okulda, işte ve sosyal durumlarda yükümlülüklerini daha iyi yerine getirir.

DEHB tedavisi çok yönlüdür, DEHB ilaç tedavisi veya davranışsal modifikasyon terapisi veya her ikisini de içerir. DEHB tedavisi hem DEHB’li çocuğun veya adolesanın hem de ailenin ihtiyaçlarını karşılamalıdır.

DEHB’li çocuklar ve adolesanlar için en etkili tedavi yaklaşımı multidisipliner yaklaşımdır. Bu yaklaşım, birbiriyle en iyi çalışan ve birbirini destekleyen çoklu unsurları içerir. DEHB tedavisinde kullanılan multidisipliner yaklaşımın unsurları şunlardır:

Teşhis ve tedavi hakkında hem ebeveynleri hem de çocuğu eğitmek

DEHB ilaç tedavisi

Davranış yönetimi terapisi

Okul öğretmeni katılımı

Okul danışmanı katılımı

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Dehb(Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu)

UZUN VADEDE GİDİŞATI

DEHB belirtileri dikkatsizlik ve/veya hiperaktivite ve tepkiselliği kapsar. Bu özellikleri her çocuk şu veya bu şekilde sergiler. Fakat DEHB teşhisi koymak için, belirtilerinin en az altı ay sürmüş olması ve bireyin okul ve bireysel hayatını engelleyecek kadar şiddetli ve yaş dönemi özelliği ile açılanamayacak biçimde olması gerekmektedir.

DEHB çocuklarda ve gençlerde yaygındır. Yetişkinlerde de bu bozukluk görülebilir. Yetişkinlerde belirtiler bazı farklılıklar olabilir. Örneğin, bir yetişkin hiperaktivite yerine tez canlılık sergileyebilir. Ayrıca, DEHB’li yetişkinler sürekli olarak kişiler arası ilişkilerde ve işte problem yaşarlar.

DEHB TÜRLERİ

ÜÇ FARKLI DEHB TÜRÜ VARDIR. BUNLAR:

“ Kombine DEHB (en yaygın tür), tüm belirtileri içerir

” Dikkatsiz DEHB (DEB diye de adlandırılır), dikkat ve konsantrasyon eksikliği

“Hiperaktif-dürtücü DEHB, dikkatsizliğin olmadığı hiperaktivite

Uzun vadede prognozu

DEHB’li çocukların bazıları — %20 ila %30 – DEHB tedavisiyle iyileşme göstermeyecek şekilde öğrenme problemi yaşarlar. Hiperaktif davranış diğer karışıklığa yol açan bozuklukların gelişimiyle ilişkili olabilir, özellikle yönetim ve zıt-muhalif bozuklukları. Bu ilişkinin neden var olduğu bilinmemektedir.

DEHB’li çocukların çoğunluğu büyük ölçüde uyum sağlar. Bazıları, özellikle yönetim ve zıt-muhalif bozuklukları olanlar, çoğunlukla okuldan atılırlar. Bu bireyler sonraki kariyerlerinde DEHB’li olmayanlardan daha az başarılı olurlar.

Dikkatsizlik çocukluk, adelosans ve yetişkinlik boyunca kalıcı olmaya meyillidir. Hiperaktivite ve impulsivite yaşla beraber yok olmaya meyillidir.

Yaşları ilerledikçe, çocukluklarının ortalarından beri kuvvetli DEHB yaşayan bazı gençler anksiyete veya depresyon deneyimleyebilirler.

Davranım Bozukluğu

Bireyin, diğerlerinin temel haklarına saldırması ya da içinde olduğu yaşa uygun olacak başlıca toplumsal değerleri ve ya kuralları sürekli ve tekrarlayıcı şeklinde hiçe sayması biçiminde görülen bir bozukluktur.

Belirtileri :

1- Çoğu zaman başkalarına gözdağı vermek, korkutmak ve üstünlük taslamak, kabadayılık.
2- Çoğu kez kavga ve dövüş başlatmak.
3- Sopa, taş, kırık şişe, şiş, bıçak, tabanca gibi şeylerle başkalarına ciddi bir biçimde fiziksel olarak zarar vermek, yaralamak.
4- İnsanlara fiziksel olarak acımasız davranmak.
5- Hayvanlara fiziksel olarak acımasız davranmak.
6- Diğer insanlara saldırarak soyma, hırsızlık, silahlı soygun yapma.
7- Cinsel olarak diğer insanları taciz etme, zorlama.
8- Yangın çıkarma.
9- Başkalarının eşyalarına zarar verme, kırma, dökme.
10-Başka insanların evine arabasına zorla girme.
11-Bir çıkar sağlamak ve sorumluluktan kaçmak için çoğu zaman yalan söyleme.
12-Başka insanların değerli eşyalarını çalma.
13-Mağazalardan kimse görmeden mal çalma, sahtekârlık.
14-On üç yaş öncesinden başlayarak ailenin yasaklarına karşı gelerek çoğu zaman geceyi dışarıda geçirme.
15-On üç yaşından önce başlayarak çoğu zaman okuldan kaçma, kuralları ciddi biçimde bozma.
16-On sekiz yaşından sonra anti sosyal davranışlar gösterme.

Son 6 ay veya 1 yıldır,  yukarıdaki tanı ölçütlerinin, en az üç tanesi olması halinde kişinin durumu davranış bozukluğu teşhisi konulması açısından oldukça şüphelidir.

Ailenizden biri de sözü geçen davranışların birçoğunu sergiliyor ve davranım bozukluğu olduğundan endişe ediyorsanız,vakit kaybetmeden profesyonel bir yardım almanız önerilir.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Sınav Kaygısı

Öğrencinin sınav öncesinde öğrendiği bilgiyi, sınav esnasında etkili bir biçimde kullanmasına engel olacak biçimde yaşadığı yoğun kaygıya sınav kaygısı denir.

Kaygı düzeyi normal olan öğrenciler sınav durumlarını, başarılarının test edileceği bir fırsat olarak değerlendirirken, kaygısı normalin üzerinde olan öğrenciler bu durumları bir tehdit olarak algılarlar. Sınavla ilgili durumlarda kendileriyle olumsuz bir diyalog içine girerler. Gerçek dışı ve karamsar bir düşünce tarzını seçerler. Öğrencinin sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentileri performansı bozarak başarının düşmesine yol açan zihinsel bir süreç ortaya çıkarmaktadır.

Sınav kaygısının sınav sırasında yarattığı olumsuz ve ketleyici etkinin odağı dikkat mekanizmasıdır. Kişinin, potansiyelini ortaya koyabilmesi için sınav sırasında dikkatinin tümünü sınav sorularına yöneltmesi gerekir. Ancak sınav kaygısı yüksek olan kişilerin yaşadığı endişe, dikkatin bölünmesine ve sınavla ilgili olmayan şeylere yönelmesine neden olur. Öğrenci, dikkatini sınava vermekte güçlük çeker ve dikkat, sınav soruları ile kişinin kendi performansına ilişkin yorum ve değerlendirmeleri arasında bölünür. Bir süre sonra öğrenci, dikkatinin çoğunu akademik başarısıyla ilgili olumsuz yorum ve değerlendirmelere yöneltir. Başarısından kuşku duyar ve diğerlerinin kendisinden daha üstün performans göstereceğini düşünür. Böylece sınava odaklanması gereken zihinsel enerji, hedefinden uzaklaşıp, dağılır ve öğrencinin gösterdiği performans, potansiyelinin çok altına düşer.

Sınav kaygısı duyan öğrenci sıklıkla “Sınav sırasında bildiğim her şeyi unutacağım, bu sınavda başarılı olamayacağım, bu sınav sonunda her şey berbat olacak,
Sınıftaki herkese rezil olacağım, diğer herkes benden daha zeki ve ben yetersiz, eksik durumdayım, evdekilerin yüzüne nasıl bakarım? …” düşüncelere kapılır.

Bu öğrencilerin pek çoğu sınav gününden önce ve sınav günü uykusuzluk, gerginlik, çarpıntı, sinirlilik, karamsarlık, kâbus görme, korku, terleme, baş ağrısı, karın ağrısı, solunumda güçlük, iştahsızlık, mide bulantısı, bitkinlik, durgunluk gibi belirtilerle kötü not alma v.b. sıkıntılar yaşar. Bunlar gerçekte yoğun duygulanımın, yüksek kaygının yarattığı fizyolojik sıkıntılardır.

Bu fizyolojik sıkıntıları ise öğrenciler tarafından sınav için sınıfta beklerken ellerinde terleme olduğu, kalplerinin çok hızlı çarptığı, başlarının ya da karınlarının ağrıdığı; ayrıca, gerginlik, sabırsızlık, el titremesi, bütün bildiklerini unutma korkusu, kendine güvende azalma gibi belirtiler yaşadıkları şeklinde ifade edilir.

Sadece  sınav öncesi değil, sınav başladıktan sonraki süreçte de, dikkati toplamakta ve soruları anlamakta güçlük,  düşünememe, bilinen bir soruda hata yapma korkusuna bağlı yoğun heyecan, kötü not alma beklentisi, sınavın kötü geçeceğine inanma, sürenin yetmeyeceği düşüncesi, zor gelen sorularda paniğe kapılma ve bazı fizyolojik belirtiler gibi kaygı belirtileri ortaya çıkabilmektedir

Eğer siz de sınav öncesi, sınav sırasında ya da sınav sonrasında başa çıkamadığınız bir kaygı duygusu yaşıyorsanız, bunun yönetilebilir bir durum olduğunu ve başa çıkmanın mümkün olduğunu bilin ve bu amaç için hemen profesyonel bir destek alın.

Ergenlik Dönemi Psikolojisi

Ergenlik dönemi insan gelişiminin başka hiçbir aşamasında böylesi büyük bir değişimin yaşanmadığı vücutlarımızın, zihinlerimizin, yeteneklerimizin ve kişiler arası ilişkilerimizin değiştiği eşsiz ve bir o kadar da sancılı bir dönemdir.

Ergenlik dönemi sırasında meydana gelen gelişimsel değişimler yaygındır ve gencin fonksiyonlarının neredeyse her alanında etkilidir. Çocukluktan başka, yaşamın hiçbir diğer aşamasında bu kadar hızlı değişimler meydana gelmez. Bunlar; görünüşü, davranışları, ruh halini, başkaları ile ilişkileri ve risk almayı etkileyen pubertal değişimlerle başlar.

Bilişsel fonksiyonlardaki yaygın değişimler ise, ergenlerin soyutlamalarla baş etmelerine izin verir daha önce sorgulamadıkları tutum, davranış ve değerleri sorgulamaya başlarlar.

Akademik cephede de yaşam belirgin şekilde değişir. Çok daha fazla akademik vurgular vardır ve daha fazla ders, daha fazla öğretmen, sınavlar derken öğrencinin performansının konusu daha fazla stres içermeye başlar. Akademik olanların yanı sıra, ergenler, çeşitli değişik alanlarda da, spor, sosyal kulüpler, ders dışı uğraşlar vb, üstün olmak için çaba harcalar. Bu bazen ciddi bir performans kaygısına dönüşebilmektedir.

Bu dönemin temel görevlerinden biri kimlik gelişimidir ki, ergenler bu dönemde hem evde, hem de akran grubu içinde kim olduklarını tanımlamaya yardımcı yeni roller tecrübe ederler. Ergenler, kendi kimliklerini keşfetmek için akran gruplarını kullandıklarından ve akran grubu, aynı cins gençlerin yanı sıra karşı cinsi de içeren bir komposizyona doğru değişeceğinden arkadaşlarla ve ahbaplarla ilişkiler, yeni zorluklar getirir Aynı zamanda ergenler, ilk kez, inatçı şekilde günlük fonksiyonlarını etkileyen cinsellikleriyle de uğraşmak zorunda kalırlar. Bu esnada oldukça muhalif bir tutum sergiledikleri için ebeveynleri ile çatışmaya girmeleri ve onların istediklerinin yapmayı reddetmeleri muhtemeldir. Aynı zamanda düşüncelerini ve hislerini de ebeveynleri ile paylaşmayı keserler. Değer farklılıklarından ziyade günlük yaşam kızgınlıkları da çatışmayı artırır.

Ancak uzun süreli ve yoğun aile çatışmaları aile üyelerine yönelik güçlü negatif hislerle birlikte tipik ve yaşa uygun olmaktan çıkar ve genellikle patoloji belirtisi haline gelebilir.

Yine patoloji belirtisi olarak görülen özellikle şu durumlar vardır ki, söz konusu durumlarda mutlaka profesyonel bir destek almakta fayda olacaktır. Bunlar:

  • Ergenin sağlığını ve yaşamını tehlikeye atar şekilde risk alması
  • Kimlik problemleri
  • İntihar eğilimi ve kendine zarar verme

İnsan yaşamının bu en kafa karıştırıcı gelişim aşaması sırasında meydana gelen majör psikopatolojiler için vakit kaybetmeden uzman desteğine başvurmak gerekmektedir ki kapsamlı ve sistematik şekilde başta ergenin kendisine ve ailesine adım adım rehberlik edildiği bir süreçten fayda görülebilinsin.

Yasemin KULAÇ

Uzman Klinik Psikolog

Ergenlik Döneminde Arkadaşlık İlişkileri

Arkadaş edinme ve arkadaşlık ilişkisi çok erken yaşlarda başlar. Özellikle ergenlik döneminde arkadaş ilişkilerinin önemi büyüktür. Ergenler sıklıkla kendilerini en iyi anlayan kişilerin arkadaşları olduğunu düşünler. Bu durum ergenlerin içinde bulundukları yaş grubuna uygun bir durumdur ve ruhsal, bilişsel ve fiziksel gelişim özellikleri ile de örtüşmektedir.

Ergenlik dönemindeki arkadaşlık ilişkilerinin çok önemli işlevleri vardır. Ergen, arkadaş grubunun içinde doğru ilişkiler geliştirmeyi, ilgilerini, yapmaktan hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeyleri keşfetmeyi, karşı cins ile iletişim kurmayı ve kendisini anlamayı öğrenir. Akran grubu ergenin kimlik kazanım sürecini hızlandırmaktadır. Grup içinde ergenlerin sosyal becerileri ve ilişki kurma şekilleri de gelişmektedir. Grup, ergen için bir ayna görevi yaparak bireyin kendisini tanımasını, dışarıdan nasıl görüldüğünü bilmesini ve kendini değerlendirmesini sağlar. Ayrıca cinsiyete ait model bulma ve cinsiyet davranım kalıplarını öğrenme konusunda da grup ergene örnekler sunabilmektedir. Yaşanılan üzüntüler ve duygusal krizleri ergenler ait oldukları gruplarda çözmektedirler.

Ait olunan arkadaş grubu ergenin bir birey olarak sosyal beceri gelişimine, kişilik gelişimine, çevresi ile ilişki kurma biçimine katkılar sağlar ve bu becerilerin gelişimini etkiler. Ayrıca ergenin arkadaşları tarafından aranıyor olması, arkadaşlarının onu beğenmesi ve benimsemesi, ergenin benlik saygısı için önemli bir koşuldur.  Bu sebeple ergenlik dönemi boyunca bir gruba ait olma kadar, popülerlik de önemli bir kavram haline gelir. Popüler olma, derslerde ve akademik başarıda üst düzey performans göstermeye değil, herhangi bir spor faaliyetine devam etmeye ve bir gruba ait olmaya bağlıdır.

Tüm enerjilerini bir gruba ait olmak için harcayan ergenler, dışlanmamak adına grubun tüm kural ve sınırlılıklarına uyum sağlar ve hatta ne yazık ki bazıları neredeyse “baskı” altında bile kalabilirler.

Özellikle yetersiz özgüveni olan ve ailesi tarafından sürekli eleştirilen çocuklar, ergenlik döneminde arkadaş gruplarında kısmen de olsa değerli olduklarına inanırlarsa kötü de olsa bu ortamda bulunmaya devam ederler.

Bunun en önemli bir diğer nedeni de ailenin, bu dönemde arkadaşlarına karışma veya onlarla vakit geçirmeye izin vermemeleridir. Hâlbuki ergenlerde bir gruba ait olamama ve yererince arkadaşa sahip olamama aile sevgisi ve yakınlığı ile dahi doldurulamayan bir boşluk ve yalnızlık duygusuna sebep olmaktadır bu sebeple ergenlik döneminde arkadaşlık ilişkilerinin engellenmesi anne ve babayı ergenin en çok çatışma yaşadığı kişiler haline gelmektedir. Hele ki eğer arkadaş grubundan çıkarsa onu bekleyen güzel ve destekçi bir ortam bulamayacağını da düşünüyorsa, yani ailesini bu konuda yetersiz buluyorsa grubun baskılarını bile kabul edebilir. Kınanma, eleştirilme, beğenilmeme kaygılarından dolayı gruptan çıkmaktan çekinebilir. Çünkü gruptan çıkma bir nevi değer kaybetme anlamına gelir.

Bu nedenlerden dolayı çocuğunuzun yaşıtları ile ilgilenmesine ve onlarla iletişim kurmasına izin verin. Arkadaş ilişkilerini geliştirmede temel olan sosyal becerilerin gelişmesi için ortamlar hazırlayın ve düşünce ayrılıklarını ve eleştirileri olumlu yönde karşılayın. Çocuğunuzun davranışlarını değerlendirirken de mümkün olduğunca olumlu sözcükler kullanın. Çocuğunuzun arkadaş ilişkilerini tek bir grupla kısıtlamayın, diğer taraftan da bir anda birçok grup içerisinde olması için de onu zorlamayın. Uygun arkadaşlar bulduğunda onu destekleyin.

En önemlisi Çocuğunuza onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin ve bunu ona gösterin. Sevgi, saygı ve güven ortamı ve ilişkisi içinde büyüyen çocuklar, doğru arkadaş seçimi yapmakta ve ilişkilerini sürdürmede daha başarılı olurlar bunu unutmayın!

Çocuk ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesif-kompülsif davranışlar çocuklarda ve gençlerde yaygın olarak bulunurlar. Bunlar gerçekte çocukluk döneminde normal olarak görülen ritüeller ve yanlış inançlar şeklindedir. Çocukluk çağının bu normal ritüelleri çoğu zaman, şanslı sayılarının olması, yürürken yer karo ve çizgilere basmama, işleri düzgün yapma gibi biçimlerdedir ve bunlar normal günlük işlevlerin içinde bulunurlar. Hatta bu ritüeller sosyalleşmeyi artırmak, anksiyeteyi kontrol etmeyi öğretmek ve çocukların gelişimini hızlandırmak gibi işlevlere sahiptirler.

Oysa OKB ritüelleri işlev bozukluğu yaratan, oldukça rahatsızlık verici ve sosyal izolasyona neden olacak biçimdedirler.  Ayrıca içerik olarak da (temizlik, kontrol etme, tekrarlama,  istifleme gibi) farklı biçimdedirler.

Obsesif – kompülsif düşünce ve davranışlar da, gereksiz, yersiz, engelleyici ve rahatsız edici biçimde ortaya çıkar ve tedavi gerektiren bir bozukluk olarak görülürler. Sıkıntı ve gerginlik yaratan, güvenlik duygusunu azaltan her durumda ortaya çıkabilirler. Çocuklarda, ayrılık veya ayrılık ihtimali taşıyan her değişiklik bu durumların başında gelir. Sıkıntılı durumlarda, sıkıntı ile orantısız düzeyde ortaya çıkıp, sıkıntı yaratan durum geçse bile devam ederler.

Bir kişiye okb tanısı konulabilmesi için; kişinin yineleyen obsesyonlar ve kompulsiyonların olması, obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmesi (çocuklar, obsesyon ve kompulsiyonlarının aşırı ve anlamsız olduğunun farkında olmayabilirler.), obsesyon ya da kompulsiyonların belirgin sıkıntı ya da işlevsellikte önemli ölçüde bozulmaya ya da zamanın boşa harcanmasına (günde 1 saatten daha uzun zaman almaları) yol açması, başka bir psikiyatrik bozukluk ile daha iyi açıklanamaması ve bir maddenin ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı olmaması gerekmektedir.

Belirtileri:

Çocuklarda ve ergenlerde en sık görülen belirtiler, bulaşma korkuları ve buna eşlik eden kompulsif el yıkama ve kaçınmadır. Anne-babasının ya da kendisinin güvenliğine ilişkin obsesif endişe oldukça yaygındır. Kontrol kompulsiyonu sık görülen bir başka belirtidir ve daha yaygın bir obsesif düşüncenin belirtisi de olabilmektedir. Örneğin, çocuk başkalarına zarar vermediğinin kanıtlarını toplamaya çalışıyor olabilir.

Böyle çocukların yaptıkları şeyleri anne babalarına onaylattıklarını, sürekli olarak akıllarına gelen kötü düşünceyi sıkıcı bir biçimde anlattıklarını ya da sürekli olarak onlardan güvence istediklerini görürüz.

Sayma, düzenleme, dokunma kompulsiyonları da oldukça yaygındır. Bir kısmı, belli bir obsesif endişeyi gidermek için yapılsa da; çoğu kompulsiyon “tam doğru” olana kadar tekrarlama biçimindedir. “Tam doğru” olana kadar yapma çabası zihinsel ritüeller (sessizce dua etme, belli kelimeleri tekrarlama, belli bir şeyi düşünme, bir şeye belli bir biçimde bakma, vb.) biçiminde de olabilir. Bu tekrarlamalar, akademik performansı da bozabilir.

İstifleme (hoarding), yetişkinlere kıyasla çocuklarda daha nadir görülür ve tedaviye daha dirençli bir alt gruptur. Bir diğer nadir biçim obsesyonel yavaşlıktır ve bu da tedaviye oldukça dirençlidir.

Tedavi:

İlaç tedavileri ve bilişsel-davranışçı terapinin (BDT), tek başına ya da her ikisinin birlikte yürütüldüğü şekildeki tedavinin OKB hastalarında en etkili olduğu fikri bilimsel çalışmalarla açıktır.

Özet olarak, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) çocukluk çağında başlayabilen ve oldukça ağır seyredebilen bir psikiyatrik bozukluktur. Yineleyen ve kişinin yaşamında belirgin sıkıntıya yol açan obsesyonlar ve kompulsiyonlarla karakterizedir. Günümüzde OKB’nin çocuklukta ve yetişkinlikte benzer belirtilerle ortaya çıktıkları ve olguların yarısına yakınının çocukluk-ergenlik döneminde başladığı anlaşılmıştır.

Obsesif-kompülsif bozukluk çocuğun hayatını ve sağlıklı gelişimini etkileyen, tanısı çoğu zaman gözden kaçan ve tedavisi mümkün bir durumdur.  Doğru ve zamanında tedaviler ile belirtileri kontrol altına almak ve kurtulmak mümkün olmaktadır.

Eğer sizin de çocuğunuzda gözlemlediğiniz ve okb olmasından şüphe ettiğiniz belirtiler varsa, vakit kaybetmeden profesyonel bir yardım alınız.

Öğrenme Bozukluğu

Öğrenme bozukluğu, dinleme, konuşma, okuma- yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren genel bir terim ve bir bozukluk grubudur.

Öğrenme bozukluğu olan çocuklar, zihinsel gelişimleri açısından yaşıtlarıyla aynı düzeyde olmalarına karşın okuma yazma ya da aritmetik gibi alanlardan bir yada bir kaçında bazı güçlükler yaşamakta, bunların yanı sıra okulda, evde, günlük yaşamla ilgili bazı işlevlerde de bir takım farklılıkları, sorunları olabilmektedir.

Aşağıda bu özelliklerin bir listesi bulunmaktadır.

ÖĞRENME BOZUKLUĞUNUN BELİRTİLERİ

Okul Öncesi Dönem:

Özel öğrenme güçlüğünün bazı belirtileri okul öncesi dönemde kendini göstermeye başlar. Ancak bu dönemde tanı konulması güçtür.

  1. Dil gelişimindeki gecikmeler ve konuşma bozukluğu: Konuşmayı öğrenmede, kelimeleri doğru telaffuz etmede güçlük. Kelime dağarcığının yavaş gelişmesi, kelime hazinesinin sığ olması. Anlatımda zorlanma, az konuşma.
  2. Zayıf kavram gelişimi: Büyük-küçük, ince-kalın, alt-üst, iç-dış, önce-sonra gibi kavramları öğrenememe, karıştırma.
  3. Yetersiz motor gelişim: Öz bakım becerilerini öğrenmede güçlük, düğme iliklemeyi öğrenememe, beceriksizlik, sakarlık, çizim ya da kopyalamaya karşı isteksizlik.
  4. Bellek ve dikkat problemleri: Sayıları, alfabeyi, haftanın günlerini öğrenmede güçlük.

İlkokul Dönemi:

  1. Akademik başarı: Bu çocuklar birçok alanda zeki görünmelerine rağmen akademik açıdan başarısızlık yaşarlar. Kimi derslerde başarı yüksekken kimisinde başarı düşüktür. Bu durum aileyi ve öğretmeni şaşkınlığa düşürür.
  2. Okuma becerisi (Disleksi): Disleksisi olan çocuklar 1.sınıfta okumayı yaşıtlarına göre daha zor ve geç öğrenirler. Daha sonraki sınıflarda ise yaşıtlarına göre okuma becerisi daha zayıftır. Harf-ses uyumu gelişmemiştir. Bazı harflerin seslerini öğrenemezler. Harfin sesi ile şeklini birleştiremezler. Sözcükleri hecelerken ya da harflerini ayırırken zorlanırlar. Sınıf düzeyinde bir parçayı okuduğunda anlamakta zorlanırlar. Başkasının okuduklarını daha iyi anlarlar.
  3. Yazma becerisi: sınıfta yazmayı öğrenmede zorlanır ve gecikirler. Bazı harf, sayı ve sözcükleri ters yazar ya da karıştırırlar (soba-sopa, b-d,m-n,2-5,ğ-g). Yaşıtlarına göre el yazısı okunaksız ve çirkindir ve sınıf düzeyine göre daha yavaş yazarlar, yazım ve noktalama hatası yaparlar. Bazı harf ve heceleri atlarlar. Kelimeleri gereksiz parçalara bölerek yazarlar.(ka  lem, ya  pa  bilmek tedir)Tahtadaki yazıyı defterine çekerken ya da öğretmenin söylediğini yazarken zorlanırlar. Düşüncelerini kâğıda dökmekten kaçınırlar. Sözel olarak ifade etmeyi tercih ederler.
  4. Aritmetik beceriler: Aritmetikte sayı kavramını anlamakta güçlük çekerler. Bazı aritmetik sembolleri öğrenmekte zorlanırlar ve karıştırırlar. Sınıf düzeyine göre çarpım tablosunu öğrenmekte geri kalırlar. Dört işlemi yaparken yavaştırlar. Parmaklarını sayar, yanlış yaparlar. Problemi çözüme götürecek işleme karar veremezler. Yaşına uygun problemleri çözerken otomatik cevaplar veremezler. Bazen matematiği zihinden çözerler ama yazmakta güçlük çekerler. Anaokulunu bitirdiğinde ev telefonunu halen ezberleyememişlerdir. Miktar ve para hesabını yapmada zorluk, eldeli hesaplarda başarısızlık, sayma hataları yapma, cetvel, pergel gibi araçları kullanamama, geometrik şekilleri çizememe gibi belirtiler de görülür.
  5. Çalışma alışkanlıkları: Ev ödevlerini yaparken yavaş ve verimsizdirler. Ödevlerini yaparken hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarlar. Çok çabuk sıkılırlar (Özellikle yazarak çalışırken). Çabucak sinirlenebilirler. Öğrenme stratejileri eksiktir.
  6. Organize olma becerileri: Yazarken sayfayı düzgün kullanamaz, yırtar, fazla satır aralıkları bırakırlar. Sayfanın bir kısmını gereksiz yere boş bırakırlar. Zamanını iyi ayarlamakta güçlük çekerler. Zaman kavramı yeterince gelişmediği için ne kadar zamana ihtiyacı olduğunu kestiremezler. Başladığı bir işi zamanında bitirmekte güçlük çekerler. Sorumluluklarını tam olarak yerine getiremezler. Odaları genellikle dağınıktır. Defter, kalem, silgi gibi araçlarını kaybeder.
  7. Oryantasyon-Yönelim becerileri: Alt-üst, ön-arka, sağ-sol gibi kavramları karıştırırlar. Yönlerini bulmakta zorlanırlar. Dün, bugün, önce, sonra gibi zaman kavramını karıştırırlar. Örneğin “Hangi aydayız?” deyince “Perşembe” diyebilirler. Saati öğrenmekte zorluk çekerler.
  8. Sıraya koyma becerisi: Okudukları bir öyküyü anlatırken nereden başlayacağını bilemezler. Sayıları ve harfleri sıraya koymakta güçlük çekerler. Haftanın günleri, ayları karışık sorulduğunda söylemekte güçlük çekerler. Örneğin “ Pazardan sonra hangi gün gelir?” diye sorulduğunda düşünürler hemen cevap veremezler. Sırayla söylenmesi gereken harflerin ve rakamların sırasını karıştırırlar.
  9. Sözel ifade becerileri: Bazı harflerin seslerini doğru olarak telaffuz edemezler (r,ş,j gibi) esprileri anlamakta zorluk çekerler. Sınıfta sözel katılımları azdır. Konuşurken düzgün cümle kuramazlar.
  10. Motor beceriler: Sakardırlar, sık sık düşer, yaralanırlar. İp atlama, top yakalama gibi işlerde yaşıtlarına oranla daha beceriksizdirler. Kaşık kullanma, ayakkabı, kravat bağlamakta zorlanırlar. Yaşıtlarına göre çizgileri ve çizimleri kötü ve dalgalıdır. Harflere şeklini vermekte güçlük çekerler. Okunaksız yazarlar.

Bu belirtilerin hepsinin aynı çocukta bir arada bulunması gerekmez. Her çocuğun kendine özgü bir öğrenme-öğrenme güçlüğü profili vardır

TANI ve TEDAVİ

Öğrenme Bozukluğu genellikle çocukluk döneminde okula başlanan yaşlarda fark edilen bir bozukluktur. Bir hastalık değil daha çok zihinsel süreçlerde bir farklılıktır.

Bazı ailelerde durumu fark edip kabullenme geç ve güç olabilmektedir. Kimi aile sorunu dışarıda görüp, çözümü okul veya öğretmen değiştirmekte aramaktadır. Kimi aile suçluluk, kızgınlık, yetersizlik gibi duygular hissedebilmektedirler. Açıkça ve direkt olarak çocuğa da yansıtılan bu örseleyici duygular ve bu biçim davranışlar çocuk ve ebeveyn ilişkisini de zedelemekle birlikte çocuğu, hatta anne-babayı depresyona dahi sürükleyebilmektedir.

Öğrenme bozukluğunun ortaya çıkma nedeni ne olursa olsun önemli olan ailelerin ve eğitimcilerin sorunun varlığını kabul edip çözüme yönelmesidir. Aksi taktirde tedavide gecikme çocuğun hayatında önemli bir zamanın kaybolması riskini doğurmakta ve çocukta ruhsal zarara yol açmaktadır.

Bu sebeple tanıda ve tedavide gecikmemeniz, eğer sizin çocuğunuzda da gözlemlediğiniz bahsi geçen sorun ve durumlar varsa hemen bir uzman desteğine başvurmanız önerilir.

Öğrenme Bozukluğu tanısı koyma süreci:

  1. Psikiyatrik Değerlendirme: Bu değerlendirme sürecinde bir psikopatoloji olup olmadığı belirlenir.
  2. Nöropsikolojik Test ve Değerlendirme: Bu değerlendirmede bilişsel, akademik, nöropsikolojik işlevler incelenir Bu inceleme sonuçları vakanın hem yetersiz hem de güçlü olduğu alanları ortaya çıkarır, hangi sorunlara psikopedagojik tedavi uygulanacağına karar verilmesini de sağlar. Değerlendirmede anne, babayla, çocukla, okul rehber öğretmeniyle görüşülür. Hangi alanlarda bozukluk olduğunu saptamak amacıyla çeşitli test tekniklerinden yararlanılır. WISC-R zeka testi, Bender-Gestalt Görsel Motor Testi, Frostig Gelişimsel Algı Testi gibi testler başta gelmektedir.
Ödül ve Ceza

Ödül, beklenilen, ortaya çıkması, sürdürülmesi istenilen davranışların pekiştirilmesine yönelik yapılan bir uygulamayken, ceza ise, ortadan kaldırılması istenen davranışlara yöneliktir bir uygulamadır.

Ödül, kişinin onaylanan ve kabul gören bir davranışından dolayı haz duyması için verilen her tür pekiştireci kapsar.

Ceza ise, kişiyi hazdan yoksun bırakmayı tanımlayan her tür sınırlama ve yasaklamayı içeren yaptırımlardır. Ceza ile kişinin davranışının yarattığı sonuçlardan üzüntü ve pişmanlık duymasını amaçlanır.

Ödül ve ceza uygulamalarının asıl amacı, kişiye kendi davranışlarının sonuçlarını deneyimleterek, duygusal ve düşünsel öz denetim yapabilme becerisi ve kendini yönetebilme yeterliliği kazandırmaktır.

Sebepsiz yere ödül ve ceza verilmemelidir. Ödül ve cezanın mutlaka bir amaca yönelik ve bunun yanı sıra anlamlı olması gereklidir. Kişi, hangi davranışlarının sonucunda ödüllendirileceği veya cezalandırılacağı bilmelidir.

Önemli bir diğer noktada da, ölçüsüz ve davranışla orantılı olmayan ödül-ceza uygulamalarının aksi tepki yaratabileceğidir. Örneğin, kişinin her davranışının ödüllendirilmesi ve aynı şekilde her davranışına tepki göstermek de çok yanlıştır.

Yapılan araştırmalar, ödülün öğrenme yaşantısında cezaya göre daha etkili ve kalıcı olduğunu göstermektedir. Bu araştırmalardan çıkan sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:

  1. Ödül ve ceza verilmeden önce, yapılan davranışın nedenleri araştırılmalıdır. Özellikle ceza vermeden önce, istenmeyen davranışta kişinin kişisel olarak ne ölçüde kusurlu olduğundan emin olunmalıdır.
  2. Ödül ve ceza, kişiliğin tamamına değil sadece istenmeyen davranışa yönelik olmalıdır.
  3. Eğer mümkünse, hangi davranışların neden ve nasıl ödüllendirileceği ya da cezalandırılacağını kişiyle birlikte kararlaştırmak eğitsel açıdan daha etkili olmaktadır.
  4. Ödül ve ceza, davranış ortaya çıktığı anda verilmeli ve mutlaka sonuçları izlenmelidir.
  5. Ödül ve ceza, yapıcı, yaratıcı ve en önemlisi de kişiyi geliştirecek nitelikte olmalıdır. Hiç bir zaman ödevler, dersler, kitap okumak gibi yararlı ve sorumluluk içeren aktiviteler ceza olarak kullanılmamalıdır. Aksi halde bu aktivite ve sorumlulukları yapmaya dönük algı ve motivasyon zedelenmiş olacaktır.
  6. Ödül ve ceza mantıklı ve anlaşılabilir ölçütlere göre verilmelidir. Örneğin ağır bir suça karşılık hafif bir ceza verilmesi istenmeyen davranışın ortadan kaldırılması için yeterli olmaz.
  7. Ödül ve ceza uygulamaları kararlı ve tutarlı bir biçimde yapılmalıdır. Aynı davranış bir kez ödüllendirilir, başka bir seferde ödüllendirilmez ya da bir kez cezalandırılır, diğer bir seferinde cezalandırılmazsa eğitsel etkisi azalmaktadır.
  8. Otorite figürü ödül ve ceza kullanımında, yansız ve adil olmalıdır.
  9. Otorite figürü ödül ve ceza verirken duygusal davranmamalıdır. Özellikle ceza, asla bir öfke ve hıncın sonucu olmamalıdır.
  10. Ödül ve ceza, kişinin içinde bulunduğu ortamın duygusal atmosferini olumsuz yönde etkileyen yoğunluk ve sıklıkta verilmemelidir. Kişiler, özellikle cezalandırma endişesinden korunmalıdır.
Okul Korkusu(Fobisi)

Her yıl milyonlarca çocuk okula başlayıp, neşeyle devam ederken bazıları için durum hiç böyle olmamaktadır. Bu çocuklar okula başlamadan önce çok istekli görünseler dahi okul zamanı geldiğinde bu istekleri kalmaz ve okula gitmek istemezler. Çocuklarda okulda oluşan yoğun sıkıntı ve huzursuzluk hissi nedeniyle okula gitmek istememe ve okulda yalnız kalamama ile karakterize duruma okul korkusu (okul fobisi) adı verilmektedir.

Her yüz çocuktan yaklaşık 4–5 tanesi bu tepkisini okul korkusuyla ortaya koyar. Bu durum okula gidişin ilk günlerinde ortaya çıkabildiği gibi herhangi bir zamanda da ortaya çıkabilir.

Okul Fobisinin Belirtileri:

 Baş ağrıları,

 Karın ağrıları, bulantı-kusma hissi,

 İştahsızlık, keyifsizlik,

 Uyku düzeninde bozukluklar,

 Okul sorumluluklarının yerine getirilmesinde aksamalar.

 Ortada bir neden yokken gözyaşlarına boğulmak,

 Alıngan ve sinirli olma

Yukarıdaki belirtiler özellikle sabahları ve okul saatlerinde ortaya çıkar ve yoğunlaşır. Bu tabloyu iyi değerlendiremeyen anne-baba ve öğretmenler, hatalı tutumlarıyla çocuğun korkusunu pekiştirebilirler.

Okul korkusu olan çocuğa yaklaşım şu şeklide olmalıdır:

Çocuğa kızmak, eleştirmek son derece yanlıştır. Çocuk zaten bir kaygı yaşıyordur, anlaşılmadığını hissetmesi, hele bir de zorlanması, var olan sorunları artıracaktır. Veya bu durumun tamamen normal kabul edilmesi de doğru değildir. Aylarca kapıdan ayrılmayan annelerin de tutumu normal değildir. En uygun olan psikiyatrik ve psikolojik yardımla bu süreci atlatmaktır.

Eğer önceden çocuğa okul anlatıldıysa, hatta okulu, öğretmeni tanıması sağlandıysa, kararlı ve destekleyici bir tutum sergilemek doğrudur. Yani, okula her durumda gidilecek, ama anne ya da baba ile gitmesi ve zorlamadan, yavaş yavaş okula alışması sağlanmalıdır. Okul rehber öğretmeni, sınıf öğretmeni ve ailenin işbirliği sıkı olmalıdır. Tabii, psikiyatrik bir durum söz konusu ise tedavi ekibi de bu işbirliğine katılacak ve yönlendirici olacaktır.

Close cart
Ara Toplam:  0,00