Kategori: <span>Çocuk</span>

Borderline Kişilik Bozukluğu

Borderline Kişilik BozukluğuBorderline Kişilik Bozukluğu (Kişilik Bozuklukları), ergenlik döneminde veya erken yetişkinlikte başlayan, yaşam boyu devam eden ve tedavi edilmediklerinde büyük sorunlara neden olabilen psikolojik durumlardır.

Sınırda Kişilik Bozukluğu olarak da bilinen Borderline Kişilik Bozukluğu, dengesiz ruh halleri ve duygular ile dengesiz ilişki ve davranışlarla karakterize ciddi bir psikolojik durumdur.

Borderline Kişilik Bozukluğu Semptomları

Semptomlar, kişiler arası ilişkilerde, düşünce, duygu ve davranışlarda ve benlik kavramında ki önemli problemlerle ilişkilidir. Bunlara şunlar da dahildir:

Davranışlar

*Aşırı miktarda alkol veya uyuşturucu kullanımı

*Aşırı yemek yeme

*Alışveriş çılgınlığı

*Rastgele veya riskli cinsel ilişkilere girmek gibi dürtüsel davranışlarda bulunma eğilimi yüksektir.

*Ayrıca Borderline kişiler kendini kesme veya yakma gibi zarar verme davranışları ile intihar teşebbüsüne daha yatkındırlar.

Duygular

*Duygusal dengesizlik. Bu, bozukluğun en temel özelliğidir.

*Hızlı ruh hali değişimleri. Kişi dakikalar içinde çok iyi hissetmekten, aşırı biçimde keyifsiz veya hüzünlü hissetme haline geçer.

*Yoğun, günlerce sürebilecek ruh hali değişiklikleri

*Yaygın biçimde öfkeli, kaygılı veya boşlukta hissetme

İlişkiler

*Sevdikleri kişilerle bile sık sık tartışma veya çatışmaya girme

*Ayrılıklarla karakterize yoğun ilişkiler içinde olma eğilimi

*Sevdikleri tarafından terk edilme korkusu

*Gerçek ya da hayali formda terk edilmekten kaçınmaya dönük girişimler

*Diğerlerine karşı yoğun güvensizlik duyma

Benlik Kavramı

*İstikrarsız benlik algısı. Kişiler kendileri hakkında iniş çıkışlı hislere kapılırlar.

*Bir an için kendi hakkında iyi hissetme ve hemen arkasından kendini kötü hissetme arasında ani değişen durumlar.

Stres Faktörü

*Borderline kişiler stres faktörü altındayken paranoid düşünceler geliştirebilir. Örneğin diğerinin onlara zarar vermeye çalıştığı türünden düşünceler.

*Disosiasyon yani bölünme, kopma hali. Kişinin sanki kendi vücudunda değilmiş, uyuşmuş veya kopmuş gibi hissetmesidir.

Borderline Kişilik Bozukluğu olan herkes her semptomu yaşamaz. Bazı kişiler de  bütün semptomlar olabilirken, diğerleri bunların çoğunu yaşamayabilir.

Teşhis

Teşhis, bireyin semptomlarını değerlendirerek ve tıbbi geçmişini gözden geçirerek konur. Semptomlara katkıda bulunabilecek tıbbi hastalıkları dışlamak için fizik muayene ve laboratuvar testleri yapmak gerekebilir.

Bununla birlikte teşhisin konulmasında şu semptomlardan 5 veya daha fazlasının bulunması gerekir:

*Duygusal dengesizlik

*Dürtüsel davranışlar

*Uygunsuz, yoğun öfke

*Kararsız kişiler arası ilişkiler

*Terk edilmekten kaçınma

*İntihar veya kendine zarar verme davranışları

*Boşluk duyguları

*Geçici, paranoid veya disosiyatif  semptomlar

 

Borderline Kişilik Bozukluğu geliştirme riskini arttırabilecek diğer faktörler:

Beyin yapısı:Beynin dürtü kontrolü ve duygusal düzenlemeyi sağlayan bölümlerinde işlevsel farklılık veya bozuklukların olması

Aile Öyküsü:Borderline Kişilik Bozukluğu olan bir ebeveyn ya da kardeşe sahip olmak.

Olumsuz deneyimler:Borderline Kişilik Bozukluğu tanısı alan bir çok kişinin geçmiş öyküsünde, travmatik durumlar yer aldığı görülür. Bunlar çocukluk çağı istismarı, ihmali veya erken yaşta anne babadan ayrılma durumları içerir. Bu risk faktörlerine sahip olmak Borderline Kişilik Bozukluğu geliştireceğiniz anlamına gelmez. Bu nedenle risk faktörü ile nedenin aynı şey olmadığını unutmayınız.

Tedavi

Geçmiş yıllarda Borderline Kişilik Bozukluğu’nun tedaviye yanıt vermediğine inanılsa da, yakın dönem araştırmalar Borderline Kişilik Bozukluğu’nun da tedavi edilebilir olduğunu göstermiştir.

Bir ruh sağlığı uzmanından yardım almak çok önemlidir. Özellikle kendine zarar verme, intihar gibi risk davranışları için tedavi daha da elzem olacaktır. Genel tedavi seçenekleri şunları içerir:

*İlaç tedavisi

*Psikoterapi

*Kriz zamanlarda hastaneye yatış veya yoğun tedavi içeren diğer tedaviler.

 

Kendinizde veya bir yakınınızda Borderline Kişilik Bozukluğu olabileceğini düşünüyorsanız uygun tedaviyi arayın. Size bir Psikiyatrist veya Uzman Klinik psikolog yardımcı olacaktır. Unutmayın!  Yalnızca uzman bir ruh sağlığı profesyoneli  Borderline Kişilik Bozukluğunu teşhis edebilir.

 

Bulimia Nedir

Bulimia nervoza bir yeme bozukluğu türüdür. Tıkınırcasına yeme,  ardından da  telafi yöntemi olarak kusma, musil kullanımı, aşırı egzersiz veya oruç tutma gibi kilo alımı önleyici davranışlarla karakterizedir.

Diğer yemek bozukluklarında olduğu gibi, bulimik kişiler de utanç, suçluluk duyguları nedeniyle durumlarını gizleme eğilimi gösterirler. Semptomlarını gizlemek için öyle çok çaba sarf edebilirler ki, bu da arkadaşlarının hatta ailelerinin bile bir problem olduğunu fark etmelerini güçleştirir.

Bulimia’nın fiziksel, davranışsal ve duygusal semptomları;

Fiziksel:

Kusmak en çok başvurulan kilo alımını önleme davranışıdır.

Kendini kusturan bu kişiler arasında en çok göze çarpan fiziksel belirtilerden biri yanaklarda görülen kabarmadır. Genelde kusma, elin ağza sokulması ile tetiklenir. Hastalığın ilerleyen döneminde ise kişi, mekanik bir uyarı olmaksızın da kusabilmeye başlar.

*Ağız ülserleri, karın ağrıları görülür.

*Göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, baş ağrısı sık görülen belirtiler arasındadır. *Elektrolit dengesizlikleri ve dehidrasyon,

*El ve ayakların şişmesi,

*Çene bölgesinde şişkin bezeler,

*Diş hassasiyeti,

*Diş çürükleri,

*Kalp çarpıntısı,

*Baş dönmesi ve denge kaybı,

*Gözlerde kanlanma,

*Kan kusma diğer fiziksel belirtilerdendir.

Davranışsal Belirtiler

Aile üyeleri ve arkadaşları tarafından dışarıdan en çok fark edilebilen belirtiler, davranışsal belirtilerdir. Bunlar:

*Yemek saklamak

*Yemek çalmak

*Bir oturuşta çok miktarda ve aşırı yemek yemek

*Yemeklerden hemen sonra, her zaman tuvalete gitmek

*Alınan kalorileri yakmak için egzersiz yapmak

*Diğer faaliyetlerin önüne geçse bile egzersiz yapmak da ısrar etmek

*Aşırı yeme veya çok sıkı diyet dönemleri döngüsü

*Çöp tenekelerinde çok miktarda gıda ambalajı veya atığı

*Çöpte, çanta da ve arabada bulunabilecek musil veya diüretik paketleri

*Tuvalete ve banyoya çok sık gitme

*Diyet, yiyecekler, kilo ve kalori hakkında normal bir sohbetin önüne geçecek kadar çok konuşmak

*İştahı bastırmanın bir yolu olarak detox çayları, sigara ve hatta uyuşturucu kullanımı.

 

Duygusal Belirtiler

Bu belirtiler davranışsal belirtiler kadar göze çarpmasa da, kişinin arkadaşları ve aile üyeleri tarafından sıklıkla fark edilebilir. Bu belirtilerin pek çoğu sadece Bulimia Nervoza’ya özgü değildir. Başka psikolojik bozukluklarda da görülebilen belirtilerdir.

*Depresyon

*Aşırı sinirlilik

*Kendini yargılayıcı biçimde özeleştiri yapmak

*Öz saygı, değer ve çekiciliğinin, fiziki görünüşü ve beden ağırlığına göre  belirlenmesi

*Güçlü onay ihtiyacı

*Kontrolden çıkmış gibi hissetmek

Tanı ve Tedavi

Bulimia Nervoza hastalarının çoğu ortalama ağırlıkta olduğu için, Bulimia’nın fiziksel semptomları, hastalık aşırı derecede şiddetli hale gelene kadar başkaları tarafından fark edilemeyebilir. Ayrıca yeme bozukluğu olan çoğu kişinin davranışlarını gizlemesi de teşhisi geciktirmektedir. Buna rağmen aşağıda ki temel semptomlar tanı koymada kritiktir.

*Kısa sürede çok miktarda yemek yemek ve bunu yaparken kontrolden çıkmış bir şekilde aşırı yemek yeme atakları

*Yemek yemeyi dengelemek için kusma, oruç tutma, müshil veya idrar söktürücü kullanma, aşırı miktarda egzersiz yapma gibi telafi edici davranışların kullanılması.

*Öz değerlendirme, vücut şekli ve ağırlığından haksız yere etkilenir.

Bunlara ek olarak  fizik muayene ve diğer hastalıkları ayırt etmeye yardımcı olmak için laboratuvar testleri gereklidir. Tanı bir psikiyatri uzmanı veya tıbbi uygulamaların klinik alanında uzman bir terapist tarafından konulabilir.

”Bulimia Nervoza  ile ilişkili semptom ve bulguların çoğu tedavi ile normale döndürülebilir. Lütfen bu problemi yaşayan siz iseniz bir an önce destek alın. Yakınlarınızda biri ise profesyonel destek almaya teşvik edin.”

 

 

 

 

Mutlu Çocuklar Yetiştirmenin Sırları

Mutlu Çocuklar Yetiştirmenin Sırları-Her ebeveynin en büyük dileği şüphesiz ki çocuklarının mutlu olmasıdır. Ne ilginç bir paradokstur ki gerçekte, çocuklarımızı sürekli mutlu etmeye çalışmak mutsuzluk ile sonuçlanır.

İşte size işin sırrı:

Eğer mutlu çocuklarınız olsun istiyorsanız, onlara mutsuz olmaya tahammül edebilmeyi öğretmelisiniz.

Eğer ebeveynler, çocuklarını, sürekli öfke, hayal kırıklığı ve hüsran gibi yoğun duygulardan korumak yerine, bunlarla baş etmeyi öğretirlerse, onlar için çok daha iyi bir şey yapmış olurlar.

Ebeveyn olduğumuzda çocuğunuzun yeni beceriler öğrenmesine yardım etmeye sonsuz zaman ayırır ve futbol veya piyano gibi dersler aldırırız. Öğrenmenin bu kadar değerli olduğu bildiğimiz halde, duyguları yönetmenin de öğretilmesi ve pratik yapılması gereken bir beceri olduğu gerçeğini görmezlikten geliriz.

Bir çocuğa duygularıyla baş etmeyi öğretmek için hiçbir zaman geç kalınmış sayılmaz. En ideali ebetteki en baştan böyle başlamaktır. Ebeveynler kendi duygularını, küçük çocuklarının önünde iyi bir şekilde yönetirlerse, pozitif duygu yönetimini modellemelerini sağlarlar. Küçük bebeklerin beyinlerinde ayna nöronları bulunur ve bizin davranışlarımızı kopyalarlar. Hatta kendi sinir sistemlerini oluşturmak için bizimkinin bir kısmını ödünç alırlar.

Bu sebepledir ki çocuklarımıza verebileceğimiz en iyi hediyelerden biri duygularını fark etmeleri ve onları nasıl yönetebileceklerini öğretmek olacaktır.

Duygularını yönetemeyen, duygularını düzenleyemeyen çocuk ve ergenler, ya aşırı kaygılı, aşırı üzgün ya da aşırı uyarılmış olduklarından kendi kendilerini yatıştırmak için genellikle dışarıya başvurular. Ya yiyecek, uyuşturucu, alkol, kötü ilişkilere tutunma veya karşısındakine bağımlı olma gibi yollarla bir nevi kendi kendilerini tedavi etmeye çalışırlar ya da bitmek bilmeyen duygusal iniş-çıkışların içinde kendilerini bir terapist koltuğunda bulurlar.

Buna karşılık duygularıyla barışık olan çocuklar kendileriyle de barışık olurlar ve iş, arkadaşlık ve aşk hayatlarında daha kolay yol alırlar.

 

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

 

Yani özetle MUTLU olurlar

İnatçılık Konusunda Aileye Öneriler

  • İnatçılık Konusunda Aileye Önerilerinatçılık

  • İnatçılık – Anne-baba olarak ortak tutumlar geliştirin.
  • Çocuğunuza öfkeli ve tepkili yaklaşmayın. Çocuğunuzun istediklerini inatlaşmadığı zamanlarda yerine getirin.
  • Çocuğunuza istediği şeyi neden yapamayacağınızı açık ve anlaşılır bir dille anlatın.
  • Kurallarınızı uygularken tutarlı ve kararlı olun.
  • Çocuğunuzun inadı devam ettiği durumlarda dikkatini başka yöne çekmeye çalışın.
  • Asla çocuğunuzla bir güç ve inat savaşına girmeyin.
  • Çocuğunuza seçenek sunarak seçme şansı verin,
  • Bu durumda, soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden

O sadece bir çocuk” deyin,

  • Bunun bir yarışma veya mücadele olmadığı unutulmamalıdır. Hem aile hem de çocuk kazanabilir, her ikisi de amacına ulaşabilirsiniz.

Ayrıca;

Çocuğunuz oldukça önemsiz konularda size karşı gelmeye çalışıyorsa, istediğini yapmasına izin vermek yardımcı olabilir. Kendi giyinmek konusunda ısrar ederse, hafta sonları boş zamanınız olduğunda bunu yapmasına izin verebilirsiniz. Bu şekilde, çocuğunuz istediği kontrolün bir kısmına sahip olduğunu hisseder. Akşam yemeğiyle birlikte yeşil fasulye veya bezelye gibi seçenekler sunmak da kendi kararlarını verme ihtiyacını karşılamaya yardımcı olabilir. Ancak ikiden fazla seçenek sunmayın; bundan fazlası onu bunaltacaktır.

Çok sık “hayır” demekten kaçının. Tüm çocukların “hayır” kelimesini duyması gerekir, ancak bunu sürekli kullanırsanız, çocuğunuz onu susturmaya çalıştığınızı düşünüp daha da meydan okumaya başlayabilir. Örneğin, ‘Koşmak yok’ demek yerine, daha olumlu bir etkileşim olan ‘Yürümene ihtiyacım var’ diyebilirsiniz. Çocuğunuzu iyi davranışlarını için övmek için fırsatlar arayın, böylece sürekli disipline veya cezalandırılıyormuş gibi hissetmeyecektir.

Çocuğunuzun tetikleyicilerini bilin. Örneğin, araba koltuğuna oturması gerektiğinde sizinle sürekli kavga ediyorsa, dikkatinizi dağıtacak veya durumu eğlenceli hale getirecek bir yöntem bulabilirsiniz. Koltuğunda kemerlerini bağladıktan sonra tabletini ya da kitabını alabileceğini ya da sevdiği müziği çalacağınızı açıklayın.”  Ancak çocuğunuz hala direniyorsa, müzakereye devam etmeyin (özellikle bunun gibi pazarlık konusu olmayan bir durumda.) “Sadece ‘Sen araba koltuğuna oturana kadar hiçbir şey yapmayacağız’ diyebilirsiniz..

Pes etmeyin. Çığlık atarken (özellikle toplum içinde sinir krizi geçiriyorsa) çocuğunuzun taleplerine boyun eğmek sizin için kolay bir yöntemdir. Fakat bir kez pes ettiğinizde, çocuğunuz bir öfke nöbetinin sonunda istediğini elde edeceğini öğrenir. Halkın içindeyseniz, çocuğunuzu başkalarını rahatsız etmeyeceği bir alana götürün ve sakinleşene kadar bekleyin.

Disiplin

Disiplin en basit tanımıyla düzen demektir. Yani bireyin kendisini denetleyebilmesini sağlayan, belli bir düzene uygun olarak yaşaması durumudur.

Çocuk disiplini ise, temel sosyal kuralları, çocuğun kendini denetleyebilmesini sağlayan olumlu ve uygun davranışlarla öğretmektir.

Disiplin kişiliği geliştiren çok değerli bir eğitimdir.

Şüphesiz ki çocukların kendine güvenen ve haklarını arayan bireyler olarak yetişmesi çok önemli bir beceriyken, haklarını savunmak uğruna diğerlerinin hak ve özgürlük alanlarını ihlal etme sınırlarını zorlamaları da kabul edilemez.

Disiplinsiz, kural ve sınır tanımayan, gevşek ve kuralsız bir ortamda büyütülen çocuklar huzursuz, huysuz ve bencil olurlar. Bu özellikleri ile de çevrelerini huzursuz ederler. Bu çocukların ruhsal olarak büyümeleri ve sağlıklı uyumlu bir yetişkin kişiliğine ermeleri mümkün olamaz.

Sağlıklı ve uygun disiplin ile yetişen çocuklar ise, toplumla da uyumlu sağlıklı davranan bireyler olarak yetişirler.

Uyumlu birey çevresi tarafından da sevilir ve kabul görür.

Sevilmek ve kabul görmek ruhsal bir besin gibidir ve sağlıklı kişilik gelişimindeki temel kavramlar içindedir.

Sevgi, kabul ve hoşgörü tutarlı ve sağlıklı bir disiplin anlayışı ile birlikte verildiği zaman ise çok anlamlı, çok değerlidir.

Tüm çocukların sevgi, sağlık ve güven içinde büyümeleri dileğiyle…

Çocuğum Ne Kadar Zeki

Çocuğum Ne Kadar Zeki? İtiraf edelim ya da etmeyelim tüm ebeveynlerin merak konusu olan bu sorunun cevabı acaba şu şekilde olabilir mi?

Çocuğa, “sana bir soru sormak istiyorum” dediğimizde, çocuğun tepkisi:

“Hadi, hadi, sor, sorsana, sor lütfen…” gibisinden oluyorsa, çocuğun entelektüel açıdan ilgili ve zeki bir çocuk olması muhtemeldir diyebiliriz.

Çocuk (gönülsüzce) “sooooor” diyorsa, entelektüel ilginin düşük olduğu düşünülebilir.

“Hayır, sorma, bana sorma, hatta bana sorma da kime sorarsan sor” türü bir tepki veriyorsa, entelektüel ilgisi yok ve sınırlı bir zekâya sahip diye bir ihtimal güdebiliriz.

Yukarıdaki geçen diyalog ve çıkarımlar şüphesiz ki sadece hoş bir anekdottan ibarettir. Sadece bir tepkiye bakarak bir çocuğun zekâsını saptama lüksümüz yoktur ve de olamaz.

Peki, “zeki insanın özellikleri nelerdir?”

“zekice” diye söz edebileceğimiz davranışlar şu üç boyutta tanımlanabilir:

Bileşimsel Alan: Zihinsel çabanın verimliliği ile ilgilidir.

Meta-bileşenler: Araştırma yapma, planlama, problem çözme, sentez yapma, özgün bir bütün oluşturma,, izleme ve değerlendirme gibi üst düzey düşünme gerektiren yönetsel süreçleri içerir.

Meta-bileşenler, daha alt düzeydeki “performans” ve “bilgi kazanma” süreçlerinden sürekli geri bildirim alır.

Performans bileşenler: Alt düzeyde yönetsel olmayan süreçleri içerir. Zekânın analitik görevlerini yerine getirirler. Performans bileşenleri bilgiyi, yeni durumlara ilişkin sonuç çıkarmak, uygulamak ve karşılaştırma yapmak için kullanır. Diğer yandan meta bileşenlere bilgi gönderirken bilgi kazanma bileşenleri ile etkileşerek çalışır.

Bilgi kazanma bileşenleri: Performans bileşenleri gibi, yönetsel olmayan alt düzey süreçleri içerir. Gönderilen bilgilerin ilgili ya da değerli olup olmadığını ayırt eder. Bu süreç eski ve yeni bilginin özümsenmesi ve örgütlenmesi olan “seçici kodlamadır”. Değerli-ilgili bilgilerin bütünleştirilmesi kullanılabilir ve elverişli bir yapı oluşturur. Yeni bilgi geldiğinde eski bilişsel yapıyla seçici karşılaştırma gerçekleşir.

Deneyimsel Alan: Zihinsel çabanın yeniliği ve özgünlüğü ile ilgilidir.

Bu alanda önemli olan, yenilik ve otomatikleşme kavramlarıdır.

Yeni durumu kopyalama zekânın ayrılmaz bir parçasıdır. Yeni duruma cevap verme, düşünce geliştirme bilgi işleme becerisinin düzeyine bağlıdır.

Deneyimsel alanda yer alan ikinci kavram otomatikleşmedir. Tekrarlanan düşünceler ve uygulamalar otomatikleşmeyi sağlar. Sıkça tekrarlanan deneyimler otomatik cevaplara neden olur. Birey otomatik cevap vermesi gerektirmeyen durumlarda olayların akışına daha fazla dikkat edebilir.

Bağlamsal Alan: Zihinsel çabanın sağlamlığı ile ilgilidir.

Bu alan problem çözücüdür. Bireyler bir problemle karşılaştıklarında 3 temel problem çözme stratejisi kullanmaktadırlar. Bunlar:

  1. Kendini değiştirme (çevreye uyum): “Davranışlarımı değiştirirsem problemi çözebilirim.”
  2. Başkalarını değiştirme (çevreyi biçimlendirme): “Probleme başkalarının yaptıkları neden oluyor. Onları değiştirirsem problemi çözerim.”
  3. Koşulları değiştirme (çevreyi seçme): “Bazı ortamsal özellikler probleme neden oluyor. Ortamı ya da ortamdaki özellikleri değiştirirsem problem çözülür.”

Özetle; zekâ, bireyin doğuştan sahip olduğu, genetik bir potansiyeldir ve beyin yönetici işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir. Zekâ, birtakım zekâ testleri ile bağlam/gerçek yaşam durumları içinde niceliksel olarak ölçümlenmekte olan, potansiyeli ölçüsünde geliştirilebilir, çeşitli yollarla ortaya konulabilir. Bireylerin gizli güçlerini ve onların başarılı olabilecekleri farklı yolları anlamak için de kullanılabilir.

Çocuklara Kural ve Sınır Öğretme

Her şeyin ama her şeyin başında SİZ İYİ BİRİ, ÖRNEK BİR MODEL olun.

Aile içi ve toplumsal kuralları öğretmenin en temel ve etkili yolu biz büyüklerin davranış biçimleridir.

Büyüklerin söz ve davranışları arasındaki tutarlılık çocuğun büyüğünün sözüne güvenmesi ve dinlemesini dolayısı ile kuralları da benimsemesini sağlar.

Çocuğa kavrayış gücüne ve yaşına uygun biçimde kural ve sınır konulmalı ve aynı biçimde de tanımlanmalıdır.

Henüz daha bir sosyal ortama katılmadan önce katılıp karışılacak ortamın neresi olduğu, o ortamdaki uygun davranış biçimlerinin ne olması gerektiği, oranın kural ve sınırlarını çocuğa çok iyi izah edin. Yani çocuk daha öncesinde kendisinden ne beklenildiğini açıkça anlamış olmalıdır.

Her zaman sonuç odaklı değil süreç odaklı da olunmalı ve çocuk sadece tam ve mükemmel olarak bekleneni yaptığı halde değil gösterdiği çaba ve kaydettiği ilerleme halinde de takdir edilmelidir.

Aksi halde yüksek beklentiler çocuğun başarabilme inancını sarsacak ve kendine inancını azaltacaktır.

Olumlu davranışları ödüllendirmek, olumlu davranışın pekişmesindeki en etkili yöntemlerdendir.

Ödüllendirmenin sürekli olarak maddi veya yiyecek ödülü şeklinde olması sağlıklı değildir. Ödül bir rüşvete dönüştürülmemelidir.

Tam tersi olarak da yapılması istenmeyen davranışın karşılığı bir tehdit olmamalıdır. Tehdit edilerek disiplinize edilmeye çalışılan çocuklar kendileri gibi davranamazlar.

Burada kritik olan çocuğun davranışlarının sonuçlarını ne olacağını iyi anlaması ve beklenilen uygun davranışı yapmadığı halde karşılaşacağı sonuçlardan da haberdar olup uygunsuz davranışı yapmaktan uzak durmayı başarabilmesini sağlamaktır.

Çocuk Gelişiminde Ruh Sağlığı Faktörü

Çocukluk ve ergenlik dönemi psikolojik sorunları için profesyonel destek almanın önemi ve yararından bahsetmek istiyorum.

Anne-Baba olmak, hayatımızın en önemli evrelerinden biri.

Nitekim bu evrede çocuklarımızı yetiştirirken onların maddi-manevi tüm ihtiyaçlarını karşılamak istiyor ve belki de her şeyden öte bu aşama için efor harcıyoruz.

Onlara en iyi eğitim fırsatını sunmaya, beden sağlıklarına özen göstermeye çalışıyoruz.

Günümüz anne-babaları olarak biz, bu özeni çocuklarımızın beden sağlığı kadar, ruh sağlığı için de göstermeye gayret ediyoruz.

Nitekim çocuk ve gençlerin sağlıklı gelişimi ve başarısını etkileyen en önemli faktörlerden bir de Ruh Sağlığı.

Öyle ki bireyin yaşadığı psikolojik sorun sadece kendini değil, aile ve sosyal çevresini de olumsuz yönde etkiliyor ve sanki bulaşıcı bir hastalıkmışçasına aileden topluma yansıyor.

Peki nedir bu psikolojik sorunlar?

Tanısını ilk defa sıklıkla çocukluk ve ergenlik dönemimde koyduğumuz bu bozuklukların başlıcaları arasında;

Dehab, öğrenme güçlüğü, davranım bozukluğu, madde kullanımı, öfke ve saldırganlık hali, depresyon, okul fobisi, sınav kaygısı, tik, takıntı ve korkular gelmekte.

Bunlar arasında ebeveyn–çocuk arasında ilişki sorunları, kardeş kıskançlığı, ayrılık, boşanma, ölüm ve yas gibi zorlu yaşam olay ve evreleri de yer almakta.

Neyse ki bu konuda çaresiz değiliz!

Anne-Çocuk Uyumu ve Uyumsuzluğu

Ahenk anne-çocuk arasındaki ilişki ve iletişim ritminin bir parçası olarak zımnen oluşur. Aralarındaki ahenk sayesinde annelerin çocuklara, onların ne hissettiklerini bildiklerini ifade ettikleri saptanmıştır.

Çocuğun sağlıklı psikolojik gelişimine dair yapılan gözlem ve araştırmalar anne-çocuk arasındaki ilişkideki ahenk ve ahenksizlik anlarının, çocuğun yetişkinliğindeki yakın ilişkilerindeki tavır tutum ve beklentileri üzerinde çok çarpıcı etkileri olduğunu göstermektedir.

Örneğin bir bebek keyifli sesler çıkardığında, anne onu onaylar veya bebek çıngırağını salladığında, karşılık olarak anne de hafifçe titrer vb. İşte böylesi bir etkileşimde annenin, bebeğinin heyecan düzeyine uyumlu onaylayıcı mesajlar vermesi ile oluşan ahenk, bebeğe güven aşılayacak olan anne-çocuk arasındaki duygusal bağlantıyı etkiler.

Ahenk basit bir taklitten çok farklıdır. Taklit etmekle yetinmek bebeğe ne yaptığını bildirirken, ahenk bebeğin ne hissettiği ve hissettiği şeyin anlaşıldığı bilgisini vermektedir. Ve bu sayede bebek anlaşıldığını bilir.

Anne ile bebek arasındaki bu yakın ahengin yetişkinlerin hayatındaki en yakın örneği olarak sevişmek örnek verilebilir. Bu, paylaşılan arzu, uyuşan niyetler, aynı anda değişen karşılıklı uyarılma halleridir. Bu, tıpkı aşıkların sözcüklerle ifade edilemeyen ve ancak onlara derin bir ahenk duygusu ve eşzamanlılık içinde birbirlerine karşılık verme hazzını içen şeydir.

Bu ahengin tutarlı ve tekrarlı halleri çocuğa insanlarla hisleri paylaşma yeteneği verir. Bu yetenek iyi bir duygusal rehberlik sayesinde yaşam boyu gelişmeye ve şekillenmeye devam edecektir.

Ancak aileler çocukları ile ahenk içinde değillerse, çocuk derinden sarsılır ve bu duruma üzüntü ve sıkıntıyla karşılık vermeye başlar. Bu ahenksizliğin uzun sürdüğü durumda ise sonucun çocuk üzerindeki maliyeti büyük olur.

Anne, çocuğunun neşe, gözyaşı, kucak ihtiyacı vb gibi çeşitli duygularına empati göstermekten sürekli uzak kalıyorsa, ne yazık ki çocuk, bu duyguları ifade etmekten ve hatta hissetmekten vazgeçmeye başlayacaktır. Böylece ve büyük olasılıkla bütün bir duygu yelpazesi çocuğun yakın ilişkiler repertuarından silinmeye dahi başlayabilir.

Sonuç olarak bu ahenksizlik hali çocuğa pasif olmayı, depresif olmayı, agresif olmayı öğretecek ve hayat boyu ödeyeceği duygusal bedeli çok ağır olabilecek bir maliyet de çıkaracaktır.

Özetle duygusal ihmal, empatiyi köreltir.

Halbuki empati, ilgi göstermektir, diğerinin hislerini paylaşabilmektir. Diğerinin acısı benim de acımdır diyebilmektir. Empati yapabilmek, insan olabilmektir.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Akran Zorbalığı

Günümüzde ve ne yazık ki ülkemizde giderek yaygınlaşan ve gündemin en vahim konusu haline gelen şiddet ve saldırganlık, tarih dönemleri boyunca en ilkel topluluklardan, en çağdaş toplumlara varıncaya kadar dünyanın her yerinde kendini göstermektedir.

Saldırganlık türlerinden biri olan zorbalık ise, eğitim sistemi içinde ve okullarda akran zorbalığı biçiminde karşımıza çıkmaktadır.

Akran zorbalığı, birtakım öğrencilerin, kendilerinden daha güçsüz gördükleri öğrencileri, sürekli ve kasıtlı şekilde taciz etmesiyle sürüp giden ve taciz edilenin/kurbanın kendisini koruyamayacak halde olduğu bir saldırganlık türü şeklinde tanımlanabilir.

Zorbalık, hem zorbaları, hem de kurbanları olumsuz etkilemektedir.

Araştırmalar akran zorbalığının, çocukların sağlıklı gelişimine yönelik önemli bir tehdit oluşturduğunu ve çocuklar üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkisinin yetişkinliğe de taşınabildiğini göstermektedir.

Fiziksel zorbalık, sözel zorbalık, dışlama-yalnızlaştırma, söylenti çıkarıp yayma ve bireyin mal ve eşyalarına zarar verme şekillerinde sergilenen akran zorbalığı, kronik olarak zorbalığa uğrayan bireyde fiziksel yaralanma ve incinme, okul fobisi, akademik başarıda düşüş, kızgınlık, çaresizlik, değersizlik duyguları ve mutsuzluk ile kaygı ve depresyon gibi sorunlar şeklinde sonuçlanabilir. Bu çocuklar akranlarına göre son derece olumsuz bir benlik kavramı geliştirebilirler.

Zorbalık Davranışının Nedenleri:

  • Erken çocukluk döneminde çocuğun ilk bakıcısının, çocuğa yönelik duygusal tutumunun ilgi ve sıcaklıktan yoksun olması. Bu tutum çocuğun ileride saldırgan olması ve diğer bireylere karşı nefret duyguları içerisinde olması yönündeki riskleri arttırmaktadır.
  • Çocukluktaki sevgi ve bakımın çok az ve yetersiz oluşu, buna karşılık çocuğa tanınan çok fazla özgürlük yani çocuğun akranlarına, kardeşlerine ya da yetişkinlere yönelik saldırgan tepkilerine sınır konulmaması çocukta saldırgan tepki örüntüsünün gelişimine güçlü katkılar sağlar.
  • Ebeveynlerin güce dayalı disiplin tekniklerini (fiziksel cezalandırma, şiddet uygulama, duygusal patlamalar vb.) kullanması üçüncü önemli faktördür. Bu bulgu “şiddet, şiddete yol açar” görüşünü desteklemektedir. Bu nedenle, açık ve net kurallar koymak, ancak fiziksel ceza ve benzeri disiplin yöntemlerinden kaçınmak çok önemlidir.
  • Bir diğer faktör ise, çocuğun mizacıdır. Çocuğun aktif ve çabuk öfkelenen bir mizaca sahip olması, sakin ve sıradan bir yapıya sahip olan çocuğa göre ileride daha saldırgan olma olasılığını arttırmaktadır.

Kurban Öğrencilerin Özellikleri:

Bu çocuklar içedönük kişilik özellikleri sergilerler, yalnız kalmayı, insanlardan uzakta olmayı tercih ederler. Ayrıca kaygılıdır ve özsaygı düzeyleri de normalden düşüktür.  Sıklıkla akranlarına göre fiziksel anlamda daha zayıf, çelimsiz çocuklardır. Çoğunlukla hiç yakın arkadaşları yoktur ve sosyal anlamda soyutlanmış çocuklardır. Genellikle aşırı koruyucu ebeveynlere sahiptirler ve ebeveynlerine yakın olma, sığınma eğilimindedir. Bu özellikleri onların kurban olmalarına zemin hazırlamaktadır ve zorbalığa maruz kaldıklarında genellikle karşılık vermez, kendilerini de savunamazlar.

Bu nedenle kurban öğrencilerin, kendilerini zorbalar için hedef haline getiren bu özelliklerinin farkına vararak, zorbalıkla baş etme stratejilerine sahip olmaları sağlanmalıdır. Zorbalığa maruz kaldıklarında doğru davranışlar sergileme ve kurbanlıktan kurtulabilmesi için uygun stratejiler öğrenmeleri için eğitilmeleri gerekmektedir.

Akran Zorbalığı ve Baş Etme Stratejileri:

Zorbalığın önlenmesine yönelik yaklaşımlar değerlendirme, önleme ve müdahaleyi içerecek şekilde çok geniş kapsamlı olmalıdır.

Bu amaçla geliştirilen bazı programlar sadece zorba ya da sadece kurban üzerinde odaklanırken; diğer bazı programlar ise, sistematik bir yaklaşımla zorbalık davranışını çok boyutlu olarak ele almaktadır.

Okullarda yaşanan akran zorbalığı davranışlarının önlenebilmesi için okul rehberlik servisi tarafından, okuldaki tüm personel, veliler ve öğrencilerin de içinde bulunduğu bir ekip çalışmasıyla, tüm ilgililere zorbalık konusunda bilinçlenme eğitimleri verilerek ve etkili bir önleme programı geliştirilerek uygulanması gereklidir.

Zorbalığın önlenmesine yönelik en temel ilkelerden biri; bir yandan sıcak, samimi, pozitif yetişkinlerin katılımının olduğu, diğer taraftan kabul görmeyen davranışların uygun yöntemlerle sınırlandırıldığı bir aile, ev ve okul ortamı yaratmaktır.

Konulan kurallar ve sınırlamalar, düşmanca olmayan bir tarzda olmalı, fiziksel yaptırımlar ya da cezalar uygulanmamalı ve mümkün olduğunca tutarlı olunmalıdır.

Öğrencilerin gerek okul içinde, gerekse okul dışındaki faaliyetleri izlenmeli ve kontrol edilmelidir. Hem okulda, hem de evde yetişkinler en azından bazı yönlerden bir otorite gibi davranmayı başarmalıdır.

Zorbalığın ortadan kaldırılması süreci, çocuğun, ailenin, okulun ve hatta çevrenin içinde olduğu geniş bir işbirliğini gerektirir.

Zorbalık, hem zorbaları, hem de kurbanları olumsuz etkilemektedir.

Ve her iki durumda da yani, zorbalık davranışı yapan ya da kurban olan çocuk için gecikmeden profesyonel destek alınmalıdır.

Okumaya Devam Et

Borderline Kişilik Bozukluğu

Borderline Kişilik Bozukluğu (Kişilik Bozuklukları), ergenlik döneminde veya erken yetişkinlikte başlayan, yaşam …

Bulimia Nedir

Bulimia nervoza bir yeme bozukluğu türüdür. Tıkınırcasına yeme,  ardından da  telafi yöntemi olarak kusma, musil …

Bipolar Bozukluk/Manik Depresif Bozukluk Nedir?

  Bipolar bozukluk, mani veya hipomani epizodları olarak bilinen anormal  yüksek seviyelerden, depresif epizotlar …