Kategori: <span>Çocuk</span>

Mutlu Çocuklar Yetiştirmenin Sırları

Her ebeveynin en büyük dileği şüphesiz ki çocuklarının mutlu olmasıdır. Ne ilginç bir paradokstur ki gerçekte, çocuklarımızı sürekli mutlu etmeye çalışmak mutsuzluk ile sonuçlanır.

İşte size işin sırrı:

Eğer mutlu çocuklarınız olsun istiyorsanız, onlara mutsuz olmaya tahammül edebilmeyi öğretmelisiniz.

Eğer ebeveynler, çocuklarını, sürekli öfke, hayal kırıklığı ve hüsran gibi yoğun duygulardan korumak yerine, bunlarla baş etmeyi öğretirlerse, onlar için çok daha iyi bir şey yapmış olurlar.

Ebeveyn olduğumuzda çocuğunuzun yeni beceriler öğrenmesine yardım etmeye sonsuz zaman ayırır ve futbol veya piyano gibi dersler aldırırız. Öğrenmenin bu kadar değerli olduğu bildiğimiz halde, duyguları yönetmenin de öğretilmesi ve pratik yapılması gereken bir beceri olduğu gerçeğini görmezlikten geliriz.

Bir çocuğa duygularıyla baş etmeyi öğretmek için hiçbir zaman geç kalınmış sayılmaz. En ideali ebetteki en baştan böyle başlamaktır. Ebeveynler kendi duygularını, küçük çocuklarının önünde iyi bir şekilde yönetirlerse, pozitif duygu yönetimini modellemelerini sağlarlar. Küçük bebeklerin beyinlerinde ayna nöronları bulunur ve bizin davranışlarımızı kopyalarlar. Hatta kendi sinir sistemlerini oluşturmak için bizimkinin bir kısmını ödünç alırlar.

Bu sebepledir ki çocuklarımıza verebileceğimiz en iyi hediyelerden biri duygularını fark etmeleri ve onları nasıl yönetebileceklerini öğretmek olacaktır.

Duygularını yönetemeyen, duygularını düzenleyemeyen çocuk ve ergenler, ya aşırı kaygılı, aşırı üzgün ya da aşırı uyarılmış olduklarından kendi kendilerini yatıştırmak için genellikle dışarıya başvurular. Ya yiyecek, uyuşturucu, alkol, kötü ilişkilere tutunma veya karşısındakine bağımlı olma gibi yollarla bir nevi kendi kendilerini tedavi etmeye çalışırlar ya da bitmek bilmeyen duygusal iniş-çıkışların içinde kendilerini bir terapist koltuğunda bulurlar.

Buna karşılık duygularıyla barışık olan çocuklar kendileriyle de barışık olurlar ve iş, arkadaşlık ve aşk hayatlarında daha kolay yol alırlar.

 

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

 

Yani özetle MUTLU olurlar

İnatçılık Konusunda Aileye Öneriler

  • Anne-baba olarak ortak tutumlar geliştirin.
  • Çocuğunuza öfkeli ve tepkili yaklaşmayın. Çocuğunuzun istediklerini inatlaşmadığı zamanlarda yerine getirin.
  • Çocuğunuza istediği şeyi neden yapamayacağınızı açık ve anlaşılır bir dille anlatın.
  • Kurallarınızı uygularken tutarlı ve kararlı olun.
  • Çocuğunuzun inadı devam ettiği durumlarda dikkatini başka yöne çekmeye çalışın.
  • Asla çocuğunuzla bir güç ve inat savaşına girmeyin.
  • Çocuğunuza seçenek sunarak seçme şansı verin,
  • Bu durumda, soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden

O sadece bir çocuk” deyin,

  • Bunun bir yarışma veya mücadele olmadığı unutulmamalıdır. Hem aile hem de çocuk kazanabilir, her ikisi de amacına ulaşabilirsiniz.

Disiplin

Disiplin en basit tanımıyla düzen demektir. Yani bireyin kendisini denetleyebilmesini sağlayan, belli bir düzene uygun olarak yaşaması durumudur.

Çocuk disiplini ise, temel sosyal kuralları, çocuğun kendini denetleyebilmesini sağlayan olumlu ve uygun davranışlarla öğretmektir.

Disiplin kişiliği geliştiren çok değerli bir eğitimdir.

Şüphesiz ki çocukların kendine güvenen ve haklarını arayan bireyler olarak yetişmesi çok önemli bir beceriyken, haklarını savunmak uğruna diğerlerinin hak ve özgürlük alanlarını ihlal etme sınırlarını zorlamaları da kabul edilemez.

Disiplinsiz, kural ve sınır tanımayan, gevşek ve kuralsız bir ortamda büyütülen çocuklar huzursuz, huysuz ve bencil olurlar. Bu özellikleri ile de çevrelerini huzursuz ederler. Bu çocukların ruhsal olarak büyümeleri ve sağlıklı uyumlu bir yetişkin kişiliğine ermeleri mümkün olamaz.

Sağlıklı ve uygun disiplin ile yetişen çocuklar ise, toplumla da uyumlu sağlıklı davranan bireyler olarak yetişirler.

Uyumlu birey çevresi tarafından da sevilir ve kabul görür.

Sevilmek ve kabul görmek ruhsal bir besin gibidir ve sağlıklı kişilik gelişimindeki temel kavramlar içindedir.

Sevgi, kabul ve hoşgörü tutarlı ve sağlıklı bir disiplin anlayışı ile birlikte verildiği zaman ise çok anlamlı, çok değerlidir.

Tüm çocukların sevgi, sağlık ve güven içinde büyümeleri dileğiyle…

Çocuğum Ne Kadar Zeki

Çocuğum Ne Kadar Zeki? İtiraf edelim ya da etmeyelim tüm ebeveynlerin merak konusu olan bu sorunun cevabı acaba şu şekilde olabilir mi?

Çocuğa, “sana bir soru sormak istiyorum” dediğimizde, çocuğun tepkisi:

“Hadi, hadi, sor, sorsana, sor lütfen…” gibisinden oluyorsa, çocuğun entelektüel açıdan ilgili ve zeki bir çocuk olması muhtemeldir diyebiliriz.

Çocuk (gönülsüzce) “sooooor” diyorsa, entelektüel ilginin düşük olduğu düşünülebilir.

“Hayır, sorma, bana sorma, hatta bana sorma da kime sorarsan sor” türü bir tepki veriyorsa, entelektüel ilgisi yok ve sınırlı bir zekâya sahip diye bir ihtimal güdebiliriz.

Yukarıdaki geçen diyalog ve çıkarımlar şüphesiz ki sadece hoş bir anekdottan ibarettir. Sadece bir tepkiye bakarak bir çocuğun zekâsını saptama lüksümüz yoktur ve de olamaz.

Peki, “zeki insanın özellikleri nelerdir?”

“zekice” diye söz edebileceğimiz davranışlar şu üç boyutta tanımlanabilir:

Bileşimsel Alan: Zihinsel çabanın verimliliği ile ilgilidir.

Meta-bileşenler: Araştırma yapma, planlama, problem çözme, sentez yapma, özgün bir bütün oluşturma,, izleme ve değerlendirme gibi üst düzey düşünme gerektiren yönetsel süreçleri içerir.

Meta-bileşenler, daha alt düzeydeki “performans” ve “bilgi kazanma” süreçlerinden sürekli geri bildirim alır.

Performans bileşenler: Alt düzeyde yönetsel olmayan süreçleri içerir. Zekânın analitik görevlerini yerine getirirler. Performans bileşenleri bilgiyi, yeni durumlara ilişkin sonuç çıkarmak, uygulamak ve karşılaştırma yapmak için kullanır. Diğer yandan meta bileşenlere bilgi gönderirken bilgi kazanma bileşenleri ile etkileşerek çalışır.

Bilgi kazanma bileşenleri: Performans bileşenleri gibi, yönetsel olmayan alt düzey süreçleri içerir. Gönderilen bilgilerin ilgili ya da değerli olup olmadığını ayırt eder. Bu süreç eski ve yeni bilginin özümsenmesi ve örgütlenmesi olan “seçici kodlamadır”. Değerli-ilgili bilgilerin bütünleştirilmesi kullanılabilir ve elverişli bir yapı oluşturur. Yeni bilgi geldiğinde eski bilişsel yapıyla seçici karşılaştırma gerçekleşir.

Deneyimsel Alan: Zihinsel çabanın yeniliği ve özgünlüğü ile ilgilidir.

Bu alanda önemli olan, yenilik ve otomatikleşme kavramlarıdır.

Yeni durumu kopyalama zekânın ayrılmaz bir parçasıdır. Yeni duruma cevap verme, düşünce geliştirme bilgi işleme becerisinin düzeyine bağlıdır.

Deneyimsel alanda yer alan ikinci kavram otomatikleşmedir. Tekrarlanan düşünceler ve uygulamalar otomatikleşmeyi sağlar. Sıkça tekrarlanan deneyimler otomatik cevaplara neden olur. Birey otomatik cevap vermesi gerektirmeyen durumlarda olayların akışına daha fazla dikkat edebilir.

Bağlamsal Alan: Zihinsel çabanın sağlamlığı ile ilgilidir.

Bu alan problem çözücüdür. Bireyler bir problemle karşılaştıklarında 3 temel problem çözme stratejisi kullanmaktadırlar. Bunlar:

  1. Kendini değiştirme (çevreye uyum): “Davranışlarımı değiştirirsem problemi çözebilirim.”
  2. Başkalarını değiştirme (çevreyi biçimlendirme): “Probleme başkalarının yaptıkları neden oluyor. Onları değiştirirsem problemi çözerim.”
  3. Koşulları değiştirme (çevreyi seçme): “Bazı ortamsal özellikler probleme neden oluyor. Ortamı ya da ortamdaki özellikleri değiştirirsem problem çözülür.”

Özetle; zekâ, bireyin doğuştan sahip olduğu, genetik bir potansiyeldir ve beyin yönetici işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir.Zekâ, birtakım zekâ testleri ile bağlam/gerçek yaşam durumları içinde niceliksel olarak ölçümlenmekte olan, potansiyeli ölçüsünde geliştirilebilir, çeşitli yollarla ortaya konulabilir. Bireylerin gizil güçlerini ve onların başarılı olabilecekleri farklı yolları anlamak için de kullanılabilir.

Çocuklara Kural ve Sınır Öğretme

Her şeyin ama her şeyin başında SİZ İYİ BİRİ, ÖRNEK BİR MODEL olun.

Aile içi ve toplumsal kuralları öğretmenin en temel ve etkili yolu biz büyüklerin davranış biçimleridir.

Büyüklerin söz ve davranışları arasındaki tutarlılık çocuğun büyüğünün sözüne güvenmesi ve dinlemesini dolayısı ile kuralları da benimsemesini sağlar.

Çocuğa kavrayış gücüne ve yaşına uygun biçimde kural ve sınır konulmalı ve aynı biçimde de tanımlanmalıdır.

Henüz daha bir sosyal ortama katılmadan önce katılıp karışılacak ortamın neresi olduğu, o ortamdaki uygun davranış biçimlerinin ne olması gerektiği, oranın kural ve sınırlarını çocuğa çok iyi izah edin. Yani çocuk daha öncesinde kendisinden ne beklenildiğini açıkça anlamış olmalıdır.

Her zaman sonuç odaklı değil süreç odaklı da olunmalı ve çocuk sadece tam ve mükemmel olarak bekleneni yaptığı halde değil gösterdiği çaba ve kaydettiği ilerleme halinde de takdir edilmelidir.

Aksi halde yüksek beklentiler çocuğun başarabilme inancını sarsacak ve kendine inancını azaltacaktır.

Olumlu davranışları ödüllendirmek, olumlu davranışın pekişmesindeki en etkili yöntemlerdendir.

Ödüllendirmenin sürekli olarak maddi veya yiyecek ödülü şeklinde olması sağlıklı değildir. Ödül bir rüşvete dönüştürülmemelidir.

Tam tersi olarak da yapılması istenmeyen davranışın karşılığı bir tehdit olmamalıdır. Tehdit edilerek disiplinize edilmeye çalışılan çocuklar kendileri gibi davranamazlar.

Burada kritik olan çocuğun davranışlarının sonuçlarını ne olacağını iyi anlaması ve beklenilen uygun davranışı yapmadığı halde karşılaşacağı sonuçlardan da haberdar olup uygunsuz davranışı yapmaktan uzak durmayı başarabilmesini sağlamaktır.

Çocuk Gelişiminde Ruh Sağlığı Faktörü

Çocukluk ve ergenlik dönemi psikolojik sorunları için profesyonel destek almanın önemi ve yararından bahsetmek istiyorum.

Anne-Baba olmak, hayatımızın en önemli evrelerinden biri.

Nitekim bu evrede çocuklarımızı yetiştirirken onların maddi-manevi tüm ihtiyaçlarını karşılamak istiyor ve belki de her şeyden öte bu aşama için efor harcıyoruz.

Onlara en iyi eğitim fırsatını sunmaya, beden sağlıklarına özen göstrmeye çalışıyoruz.

Günümüz anne-babaları olarak biz, bu özeni çocuklarımızın beden sağlığı kadar, ruh sağlığı için de göstermeye gayret ediyoruz.

Nitekim çocuk ve gençlerin sağlıklı gelişimi ve başarısını etkileyen en önemli faktörlerden bir de Ruh Sağlığı.

Öyle ki bireyin yaşadığı psikolojik sorun sadece kendini değil, aile ve sosyal çevresini de olumsuz yönde etkiliyor ve sanki bulaşıcı bir hastalıkmışçasına aileden topluma yansıyor.

Peki nedir bu psikolojik sorunlar?

Tanısını ilk defa sıklıkla çocukluk ve ergenlik dönemimde koyduğumuz bu bozuklukların başlıcaları arasında;

Dehab, öğrenme güçlüğü, davranım bozukluğu, madde kullanımı, öfke ve saldırganlık hali, depresyon, okul fobisi, sınav kaygısı, tik, takıntı ve korkular gelmekte.

Bunlar arasında ebeveyn–çocuk arasında ilişki sorunları, kardeş kıskançlığı, ayrılık, boşanma, ölüm ve yas gibi zorlu yaşam olay ve evreleri de yer almakta.

Neyse ki bu konuda çaresiz değiliz!

Anne-Çocuk Uyumu ve Uyumsuzluğu

Ahenk anne-çocuk arasındaki ilişki ve iletişim ritminin bir parçası olarak zımnen oluşur. Aralarındaki ahenk sayesinde annelerin çocuklara, onların ne hissettiklerini bildiklerini ifade ettikleri saptanmıştır.

Çocuğun sağlıklı psikolojik gelişimine dair yapılan gözlem ve araştırmalar anne-çocuk arasındaki ilişkideki ahenk ve ahenksizlik anlarının, çocuğun yetişkinliğindeki yakın ilişkilerindeki tavır tutum ve beklentileri üzerinde çok çarpıcı etkileri olduğunu göstermektedir.

Örneğin bir bebek keyifli sesler çıkardığında, anne onu onaylar veya bebek çıngırağını salladığında, karşılık olarak anne de hafifçe titrer vb. İşte böylesi bir etkileşimde annenin, bebeğinin heyecan düzeyine uyumlu onaylayıcı mesajlar vermesi ile oluşan ahenk, bebeğe güven aşılayacak olan anne-çocuk arasındaki duygusal bağlantıyı etkiler.

Ahenk basit bir taklitten çok farklıdır. Taklit etmekle yetinmek bebeğe ne yaptığını bildirirken, ahenk bebeğin ne hissettiği ve hissettiği şeyin anlaşıldığı bilgisini vermektedir. Ve bu sayede bebek anlaşıldığını bilir.

Anne ile bebek arasındaki bu yakın ahengin yetişkinlerin hayatındaki en yakın örneği olarak sevişmek örnek verilebilir. Bu, paylaşılan arzu, uyuşan niyetler, aynı anda değişen karşılıklı uyarılma halleridir. Bu, tıpkı aşıkların sözcüklerle ifade edilemeyen ve ancak onlara derin bir ahenk duygusu ve eşzamanlılık içinde birbirlerine karşılık verme hazzını içen şeydir.

Bu ahengin tutarlı ve tekrarlı halleri çocuğa insanlarla hisleri paylaşma yeteneği verir. Bu yetenek iyi bir duygusal rehberlik sayesinde yaşam boyu gelişmeye ve şekillenmeye devam edecektir.

Ancak aileler çocukları ile ahenk içinde değillerse, çocuk derinden sarsılır ve bu duruma üzüntü ve sıkıntıyla karşılık vermeye başlar. Bu ahenksizliğin uzun sürdüğü durumda ise sonucun çocuk üzerindeki maliyeti büyük olur.

Anne, çocuğunun neşe, gözyaşı, kucak ihtiyacı vb gibi çeşitli duygularına empati göstermekten sürekli uzak kalıyorsa, ne yazık ki çocuk, bu duyguları ifade etmekten ve hatta hissetmekten vazgeçmeye başlayacaktır. Böylece ve büyük olasılıkla bütün bir duygu yelpazesi çocuğun yakın ilişkiler repertuarından silinmeye dahi başlayabilir.

Sonuç olarak bu ahenksizlik hali çocuğa pasif olmayı, depresif olmayı, agresif olmayı öğretecek ve hayat boyu ödeyeceği duygusal bedeli çok ağır olabilecek bir maliyet de çıkaracaktır.

Özetle duygusal ihmal, empatiyi köreltir.

Halbuki empati, ilgi göstermektir, diğerinin hislerini paylaşabilmektir. Diğerinin acısı benim de acımdır diyebilmektir. Empati yapabilmek, insan olabilmektir.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Akran Zorbalığı

Günümüzde ve ne yazık ki ülkemizde giderek yaygınlaşan ve gündemin en vahim konusu haline gelen şiddet ve saldırganlık, tarih dönemleri boyunca en ilkel topluluklardan, en çağdaş toplumlara varıncaya kadar dünyanın her yerinde kendini göstermektedir.

Saldırganlık türlerinden biri olan zorbalık ise, eğitim sistemi içinde ve okullarda akran zorbalığı biçiminde karşımıza çıkmaktadır.

Akran zorbalığı, birtakım öğrencilerin, kendilerinden daha güçsüz gördükleri öğrencileri, sürekli ve kasıtlı şekilde taciz etmesiyle sürüp giden ve taciz edilenin/kurbanın kendisini koruyamayacak halde olduğu bir saldırganlık türü şeklinde tanımlanabilir.

Zorbalık, hem zorbaları, hem de kurbanları olumsuz etkilemektedir.

Araştırmalar akran zorbalığının, çocukların sağlıklı gelişimine yönelik önemli bir tehdit oluşturduğunu ve çocuklar üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkisinin yetişkinliğe de taşınabildiğini göstermektedir.

Fiziksel zorbalık, sözel zorbalık, dışlama-yalnızlaştırma, söylenti çıkarıp yayma ve bireyin mal ve eşyalarına zarar verme şekillerinde sergilenen akran zorbalığı, kronik olarak zorbalığa uğrayan bireyde fiziksel yaralanma ve incinme, okul fobisi, akademik başarıda düşüş, kızgınlık, çaresizlik, değersizlik duyguları ve mutsuzluk ile kaygı ve depresyon gibi sorunlar şeklinde sonuçlanabilir. Bu çocuklar akranlarına göre son derece olumsuz bir benlik kavramı geliştirebilirler.

Zorbalık Davranışının Nedenleri:

  • Erken çocukluk döneminde çocuğun ilk bakıcısının, çocuğa yönelik duygusal tutumunun ilgi ve sıcaklıktan yoksun olması. Bu tutum çocuğun ileride saldırgan olması ve diğer bireylere karşı nefret duyguları içerisinde olması yönündeki riskleri arttırmaktadır.
  • Çocukluktaki sevgi ve bakımın çok az ve yetersiz oluşu, buna karşılık çocuğa tanınan çok fazla özgürlük yani çocuğun akranlarına, kardeşlerine ya da yetişkinlere yönelik saldırgan tepkilerine sınır konulmaması çocukta saldırgan tepki örüntüsünün gelişimine güçlü katkılar sağlar.
  • Ebeveynlerin güce dayalı disiplin tekniklerini (fiziksel cezalandırma, şiddet uygulama, duygusal patlamalar vb.) kullanması üçüncü önemli faktördür. Bu bulgu “şiddet, şiddete yol açar” görüşünü desteklemektedir. Bu nedenle, açık ve net kurallar koymak, ancak fiziksel ceza ve benzeri disiplin yöntemlerinden kaçınmak çok önemlidir.
  • Bir diğer faktör ise, çocuğun mizacıdır. Çocuğun aktif ve çabuk öfkelenen bir mizaca sahip olması, sakin ve sıradan bir yapıya sahip olan çocuğa göre ileride daha saldırgan olma olasılığını arttırmaktadır.

Kurban Öğrencilerin Özellikleri:

Bu çocuklar içedönük kişilik özellikleri sergilerler, yalnız kalmayı, insanlardan uzakta olmayı tercih ederler. Ayrıca kaygılıdır ve özsaygı düzeyleri de normalden düşüktür.  Sıklıkla akranlarına göre fiziksel anlamda daha zayıf, çelimsiz çocuklardır. Çoğunlukla hiç yakın arkadaşları yoktur ve sosyal anlamda soyutlanmış çocuklardır. Genellikle aşırı koruyucu ebeveynlere sahiptirler ve ebeveynlerine yakın olma, sığınma eğilimindedir. Bu özellikleri onların kurban olmalarına zemin hazırlamaktadır ve zorbalığa maruz kaldıklarında genellikle karşılık vermez, kendilerini de savunamazlar.

Bu nedenle kurban öğrencilerin, kendilerini zorbalar için hedef haline getiren bu özelliklerinin farkına vararak, zorbalıkla baş etme stratejilerine sahip olmaları sağlanmalıdır. Zorbalığa maruz kaldıklarında doğru davranışlar sergileme ve kurbanlıktan kurtulabilmesi için uygun stratejiler öğrenmeleri için eğitilmeleri gerekmektedir.

Akran Zorbalığı ve Baş Etme Stratejileri:

Zorbalığın önlenmesine yönelik yaklaşımlar değerlendirme, önleme ve müdahaleyi içerecek şekilde çok geniş kapsamlı olmalıdır.

Bu amaçla geliştirilen bazı programlar sadece zorba ya da sadece kurban üzerinde odaklanırken; diğer bazı programlar ise, sistematik bir yaklaşımla zorbalık davranışını çok boyutlu olarak ele almaktadır.

Okullarda yaşanan akran zorbalığı davranışlarının önlenebilmesi için okul rehberlik servisi tarafından, okuldaki tüm personel, veliler ve öğrencilerin de içinde bulunduğu bir ekip çalışmasıyla, tüm ilgililere zorbalık konusunda bilinçlenme eğitimleri verilerek ve etkili bir önleme programı geliştirilerek uygulanması gereklidir.

Zorbalığın önlenmesine yönelik en temel ilkelerden biri; bir yandan sıcak, samimi, pozitif yetişkinlerin katılımının olduğu, diğer taraftan kabul görmeyen davranışların uygun yöntemlerle sınırlandırıldığı bir aile, ev ve okul ortamı yaratmaktır.

Konulan kurallar ve sınırlamalar, düşmanca olmayan bir tarzda olmalı, fiziksel yaptırımlar ya da cezalar uygulanmamalı ve mümkün olduğunca tutarlı olunmalıdır.

Öğrencilerin gerek okul içinde, gerekse okul dışındaki faaliyetleri izlenmeli ve kontrol edilmelidir. Hem okulda, hem de evde yetişkinler en azından bazı yönlerden bir otorite gibi davranmayı başarmalıdır.

Zorbalığın ortadan kaldırılması süreci, çocuğun, ailenin, okulun ve hatta çevrenin içinde olduğu geniş bir işbirliğini gerektirir.

Zorbalık, hem zorbaları, hem de kurbanları olumsuz etkilemektedir.

Ve her iki durumda da yani, zorbalık davranışı yapan ya da kurban olan çocuk için gecikmeden profesyonel destek alınmalıdır.

Okumaya Devam Et

Adrenal Yorgunluk

Adrenal Yorgunluk Adrenal Yorgunluk-Tüm dünyada ruhsal rahatsızlığı olan 500 milyon kişi bulunuyor. Bu, her yıl 7 kişiden 1 tanesinin …

Yalnızlık

Yalnızlık Yalnızlık hem sosyal etkileşimin kesildiği ve kişinin izole kaldığı bir durum hem de anlamlı ilişkilerin …

Stres Yönetimi

Stres Yönetimi Stres yönetiminde; kişinin, kendisine, olaylara ve geleceğe BAKIŞ AÇISI önemli olmaktadır. Olumsuz …