Yazar: <span>Atillakulac</span>

Adrenal Yorgunluk

Adrenal Yorgunluk

Adrenal Yorgunluk-Tüm dünyada ruhsal rahatsızlığı olan 500 milyon kişi bulunuyor. Sonuç olarak Bu, her yıl 7 kişiden 1 tanesinin tedavi gerektirecek derecede ruhsal sorunu olduğu anlamına geliyor.

adrenal yorgunluk

Böylelikle her 4 kişiden 1 kişi yaşamının bir döneminde ruhsal rahatsızlıklardan etkileniyor.

Ruh sağlığı ciddi anlamda bozuk olan her 4 kişiden 3 kişi hiçbir tedavi almıyor/alamıyor.

Dünya Sağlık Örgütü tempolu yaşamın STRES inin getirdiği sağlık sorunlarını,

“21. yüzyıl sendromu” olarak resmen tanımış durumda.

Aşırı stresin neden olduğu bazı psikiyatrik problemler

Depresyon, Anksiyete Bozukluğu, Tükenmişlik Sendromu, Cinsel İşlev Bozuklukları, Alkol ve Madde Kullanım Bozukluğu, İntihar Düşünceleri ve Girişimleri …

Günümüzdeki Başlıca Stres Kaynakları

Çevresel faktörler: Terör olayları, toplumsal şiddet, göç, işsizlik, açlık, çevre kirliliği, gürültü ve baz istasyonları gibi…

Sosyal ortam ile ilgili faktörler: Her türlü kayıp (ölümle, iflasla vb.) Eğitim ve işe girme ile ilgili sınavlar. Mobbing, evlenme, yuva kurma ve boşanma …

Fizyolojik faktörler: Ergenlik, gebelik, menopoz, hastalıklar, yaşlanma, yaralanma, yanlış beslenme…

Düşünsel faktörler: Değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük fikirleri, dışlanma, reddedilme, kabul görmeme …

STRES

Yeni oluşan bir koşul karşısında verdiğimiz zihinsel, ruhsal ve bedensel-fizyolojik tepkilerin tümüdür.

Birey stres kaynağı ile karşılaştığında, sempatik sinir sisteminin etkin hale gelir. Beden savaş ya da kaç tepkisi gösterir. Bu durum kalp atışlarının hızlanması, tansiyonun yükselmesi, solunumun hızlanması ve adrenalin salgılanmasına neden olur. Savaş ya da kaç tepkisinin ortaya çıktığı bu aşama,“ALARM” aşaması olarak adlandırılır.

Stresin 
 Fiziksel belirtiler

Kalp çarpıntısı, nefese darlık, gerginlik , terleme, titreme, baş ağrısı, göğüs ağrısı, kas ağrıları, mide ve barsak şikayetleri, diş gıcırdatma ve çenede sıkılık, uykusuzluk, iştah değişimi, düşük enerji ve güçsüzlük, cinsel istekte ve aktivitede azalma, sürekli olarak grip, nezle ve enfeksiyon kapmak.

Stresin 
 Duygusal belirtileri

 Özellikle kaygı, korku, endişe, huzursuzluk, tedirginlik, güvensizlik, çaresizlik, gerginlik, sinirlilik, öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı, mutsuzluk, ümitsizlik, değersizlik, yetersizlik, karamsarlık…

Stresin 
 Zihinsel belirtileri

Bununla birlikte unutkanlık, dağınıklık ve karışıklık, odaklanmada güçlük çekmek ve dikkat eksikliği, muhakeme gücünde düşüş, düşüncelerin hücum etmesi, kötümser olmak ve her olayın kötü tarafını görmek (olumsuz iç diyaloglar)

Stresin 
 Davranışsal belirtileri

Sinirli davranışlar sergileme, tırnak yeme, huzursuzluk, yerinde duramama ve volta atmak, iştahta değişiklik ya çok fazla yemek ya da hiçbir şey yememek, artan alkol, ilaç ve sigara tüketimi, sorumluluklardan kaçınmak ve sürekli ertelemek, iş verimliliğinde düşme…

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Yalnızlık

Yalnızlık

Yalnızlık hem sosyal etkileşimin kesildiği ve kişinin izole kaldığı bir durum hem de anlamlı ilişkilerin yokluğundan ötürü hissedilen bir tür üzüntü duygusudur.

yalnızlık

Yalnızlıkla ilgili yapılan araştırmalar ve istatistik veriler “yalnızlığımızın” giderek artmakta olduğuna işaret etmektedir. Nedenini acı ve yalnızlığın oluşturduğu “mutsuz kronikler” sayısının artması endişe vericidir.

Acı bir paradokstur. Birliktelik, sevgi, ait olma, güvende hissetme arzusu ile başlayan duygusal ilişkiler ve evlilik bağı ile resmileşen romantik seçimler bile kişiye kendini yalnız hissettirebilmektedir.

Ruh ve beden sağlığı üzerinde de çok büyük tesirleri olan bu durumun bir tür yoksunluk durumu olarak da tanımlanabilir. Yalnızlık, sigara kullanımından, alkolizme, uyku bozukluklarından, yeme bozukluklarına, dahası depresyon ve kaygı bozukluklarına varan, hatta insanı intihara kadar sürükleyebilecek bir yaşam dramıdır.

Yalnızlık bizi farklı ve genellikle beklenmedik şekillerde etkiler. Etrafınız insanlarla çevrili olabilir ama kendinizi tamamen onlardan kopuk hissedebilirsiniz. Bilindiği gibi Pandemi fiziksel izolasyon yarattı ve bunun sonucunda her şey çevrimiçi hale geldi.

Yalnızlık çok gerçek bir olgudur ama aynı zamanda da çok yaygındır. İşte ofiste veya evde yalnızlıkla mücadele etmekte sizlere  bir kaç ipucu.

Bunun Normal Olduğunu Unutma

Yalnızlık genellikle değişim dönemleriyle ilişkilendirilir ve hepimiz pandemiden bu yana büyük bir değişimden geçtik. Bu yüzden kendinize karşı sakin olun ve başkalarının da aynı şeyi hissettiğini bilin. Değişimle birlikte yalnızlık da yaşamın doğal bir parçasıdır.

Yalnız hissediyorsan başkası için bir şey yap

Kulağa mantıksız gelebilir. Ancak araştırmalar, başkalarına yardım etmenin bizi daha az yalnız hissettirebileceğini ve refahımızı iyileştirebileceğini gösteriyor. Gönüllü kuruluşlarına katılın. Yerel bir topluluk grubuna katılın, bir arkadaş, meslektaş veya komşu için bir iyilik yapın. Ya da hal hatır sormak için akrabalarınızla görüşün.

Yalnızlığını tahmin et

Hepimizin yalnız zamanları ya da hayatımızın yalnız kısımları vardır. Bu sadece bu duruma nasıl tepki verdiğimizle ilgilidir. Ne zaman yalnız kalırsın? Akşamları mı, hafta sonları mı, doğum günleri mi yoksa resmi tatiller mi? Önceden plan yapın ve bir şeyler yaptığınızdan emin olun.

Bu, dolu bir sosyal hayata sahip olmanız gerektiği anlamına gelmez, okumak için bir kitap veya denemek istediğiniz  bir kurs olabilir. Zamanınızı ilginç, besleyici ve eğlenceli şekillerde dolduran her şey.

Yalnızlığınızın sizi genellikle zevk alacağınız şeyleri yapmaktan alıkoymasına izin vermemeye çalışın. Çevrenizdeki birçok insan muhtemelen bir dereceye kadar aynı duyguyu paylaşıyor.

İş hakkında konuşma

İş arkadaşlarınızla yaptığınız küçük önemli alışverişleri, kısa da olsa küçümsemeyin. Gün içinde beş dakikalığına telefonu kaldırıp birini arayın ve iş dışında bir şey hakkında konuşun: Nasıl olduklarını sorun, XYZ’nin son bölümünü gördüler mi? Daha da iyisi, ofiste çalışıyorsanız, bir meslektaşınızla bir çay veya kahve için.

Kendini başkalarıyla kıyaslama

Meslektaşlarınızla sosyalleşmek, özellikle kendinize olan güveniniz diğerleri kadar yüksek olmadığında ve kendinizi yalnız hissettiğinizde göz korkutucu olabilir. Bunu akılda tutarak, başarılarınızın size özel olduğunu unutmayın. İnsanlar hayatlarıyla ilgili paylaşımlarda bulunduğunda, yalnızlığı yaşayanların sadece biz olduğumuzu düşünebiliriz. Başkalarının ne hissettiği hakkında hiçbir fikrimiz olmadığını hatırlamak çok önemlidir. Bu yüzden kendinizi başkalarıyla karşılaştırmaktan kaçının.

 

Sermayeyi derin ve değerli ilişkilere yatırmak, doyum ve haz veren karşılıklar almak ve dost zengini olmak dileğiyle…

Sevgi, sağlık ve güvenle kalın.

Stres Yönetimi

Stres Yönetimi

Stres yönetiminde; kişinin, kendisine, olaylara ve geleceğe BAKIŞ AÇISI önemli olmaktadır. Olumsuz düşünceler, değerlendirme ve yorumlar olumsuz duygulara ve uyum bozucu davranışlara yol açar.

stres yönetimi

Olaylara, durumlara ve genel olarak hayata ne açıdan baktığımız orada ne gördüğümüzü belirleyen verilerden bir tanesidir. Gerçekçi düşünebilmek için resmin tamamını görmeye çalışın.

Bazen stresin kaynağı bizzat bireyin kendi kişiliğidir.

POZİTİF ve ÇÖZÜM ODAKLI KİŞİLERİN Stresten etkilenme biçimi anlamlı biçimde daha hafiftir.

Kimi durumlarda zaman kendi başına stres nedeni olabilmektedir. Zaman baskısı enerjiyi tüketir, üretkenliği azaltır, kişiyi kaygılı ve mutsuz yapar. Zamanın etkili biçimde kullanılması stresi daha kolay yönetmeyi sağlar.

Kişilerarası iletişim sorunları strese nedeni olabilmektedir. Sorunları doğru anlamak, doğru şekilde ifade edebilmek ve karşıdaki kişilerle yapıcı bir şekilde çözmek Stresi ortadan kaldırmada çok etkilidir.

Sevin! Olumlu ilişkiler kurun.

Sevdiğimiz biriyle kucaklaşmak vücudumuzda doğal ağrı kesiciler (oksitosin hormonu) salgılamamıza neden olur.

SANAT la uğraşı stresle baş etmede resim, ahşap boyama, örgü, dikiş, takı tasarımı gibi el sanatları yararı kanıtlanmış bir gerçektir.

Spor Yapın

Egzersiz yapmak psikolojik sorunlar geliştirmiş pek çok vakada antidepresanlar kadar etkilidir. Stresten kurtulmak için egzersiz yapın.

Aynı şey beyniniz için de geçerli. Beyniniz de tıpkı kaslarınız gibi egzersize ihtiyaç duyar.

BEYNİNİZİ KULLANIN!

Ayrıca stres yönetimi için günde birkaç dakikanızı zihinsel egzersizlere ayırmak sadece fikirlerinizi güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda hafızanızı geliştirecek ve zihninizi de sakinleştirecektir.

Dans edin

Son yıllarda hastalıkların tedavisinde birçok alternatif yollara başvurulmaktadır. Bunlardan biri olarak dans edin! Sonuç olarak Yapılan araştırmalara göre dans etmek, hareket ve denge için beyne yardım ediyor, neşe ve moral veriyor ve hastalıkların seyrini de değiştirebiliyor!

Gülün!
 Hatta (mümkünse) kahkahalar atın!!!

Benzer şekilde gülmek stresi azaltmada son derece etkilidir. Gülme anında, tıpkı egzersiz sırasında salgılanan ve ağrının şiddetini azaltan endorfin hormonu gibi, vücutta kişinin kendisini iyi hissetmesine neden olan kimyasallar salgılanmaktadır.

Doğanın stres azaltıcı etkisi vardır.

Ayrıca  doğanın ve doğal olan her şeyin insan gelişimine olumlu etkisi ve insanın ruhsal boyutu ile ilişkisi açıktır. Hatta doğa ile iç içe bulunmak, strese karşı önleyici ve koruyucu olmakta ve hatta tedavilerde etkinliği artırmaktadır.

Sağlıklı BESLENİN

Her şeyden önce Antioksidanlardan zengin besinler, B grubu vitaminlerdemir yönünden zengin diyet, anti-stres minerali olarak da bilinen magnezyumun tüketimi stresin etkisini azalmaktadır. Sonuç olarak Balık tüketmek strese karşı koruyucudur. Ayrıca Sigara ve Alkolden uzak durmak, fastfood türü kızartma, hamburger, kola, pizza gibi enerji değeri yüksek besinler tüketmemek önerilir. Ve günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz

Dinlenin ve tatile de zaman ayırın

Bununla birlikte sakin ve derin NEFES alın ve verin, alın ve verin …

Stresin engellenebilir veya geri döndürülebilir bir süreç olduğunu unutmayın. Ayrıca stres tepkilerini azaltmaya nefes alış verişinizi kontrol altına almaktan başlayın. Ondan sonra sakin ve derin nefes almayı öğrenmek, tam gevşemeyi öğrenmek yolunda atılan en önemli adımdır.

ve GEVŞEMEYİ ÖĞRENİN

Ayrıca gevşeme, stres altındaki bireyde başlayan stres tepkisinin tam karşıtı bir etki yapar. Gevşeme hareketleri ile kaslar rahatlar, tansiyon düşer, solunum yavaş ve derin olur, kan şekeri azalır. Sonuç olarak bedende başlayan psikosomatik stres tepkisi kırılır.

https://youtu.be/6bD0Qtcbqpg

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Sınav Kaygısı ile Baş Etme

Sınav Kaygısı ile Baş Etme

Sınav Kaygısı ile baş etme

Sınav Kaygısı-Birçok insan sınavdan önce stres veya kaygı yaşar. Aslında, biraz gerginlik, elinizden gelenin en iyisini yapmanıza yardımcı olabilir. Ancak, bu sıkıntı  aşırı hale gelirse, bir sınavdaki performansı gerçekten etkiler, buna sınav kaygısı denir.

Sınav kaygısı yaşamak nasıl bir duygu?

Derse dikkat ettiniz, ayrıntılı notlar aldınız, her bölümü okudunuz ve hatta dersten sonra ekstra çalışma etütlerine katıldınız, bu yüzden o büyük sınavda çok başarılı olmalısınız, değil mi?

Ancak sınav sırasında kendinizi o kadar gergin buluyorsunuz ki en kolay soruların cevaplarını bile boş bırakıyorsunuz. Bu deneyim size tanıdık geliyorsa, sınav kaygısı yaşıyor olabilirsiniz.

Sınav Kaygısı Nedir?

Sınav kaygısı, insanların sınav durumlarında aşırı sıkıntı ve kaygı yaşadıkları psikolojik bir durumdur. Birçok insan sınavlardan önce ve sınavlar sırasında bir dereceye kadar stres ve kaygı yaşar. Sınav kaygısı, bir tür performans kaygısıdır. Baskının olduğu ve iyi bir performansın önemli olduğu durumlarda, insanlar o kadar endişeli hale gelebilirler ki, ellerinden gelenin en iyisini yapmak ta zorlanırlar.

İnsanlar bu durumlarda normal şartlarda  çok iyi yapacak bilgi ve becerilere sahipken, aşırı kaygıları performanslarını olumsuz etkiler. Sınav kaygısının şiddeti bir kişiden diğerine önemli ölçüde değişebilir. Bazı insanlar midelerinde “kelebekler” varmış gibi hissedebilir, bazıları ise sınava konsantre olmayı zor bulabilir.

 

Biraz gerginlik aslında bu duruma yardımcı olabilir, zihinsel olarak uyanık hissetmenizi ve bir sınavda sunulan zorluklarla başa çıkmaya hazır olmanızı sağlar. Yerkes-Dodson yasası, uyarılma düzeyleri ile performans arasında bir bağlantı olduğunu öne sürer. Esasen, artan uyarılma seviyeleri, sınavlarda daha başarılı olmanıza yardımcı olabilir, ancak bu yalnızca belirli bir noktaya kadar.

Stres seviyeleri bu çizgiyi geçtiğinde, yaşayabileceğiniz aşırı kaygı, aslında sınav performansını etkileyebilir. Aşırı korku, konsantre olmanızı zorlaştırabilir ve üzerinde çalıştığınız şeyleri hatırlamakta zorlanabilirsiniz. Gözden geçirmek için çok zaman harcadığınız tüm bilgilerin aniden zihninizde erişilemez olduğunu hissedebilirsiniz.

Cevaplarını  bildiğiniz soruları boş bırakıyorsunuz. Bu konsantre olamama ve bilgiyi hatırlayamama, daha fazla endişe ve strese katkıda bulunur, bu da dikkatinizi sınava odaklamayı çok daha zorlaştırır.

Sınav Kaygısının Belirtileri

Sınav kaygısının belirtileri hafiften şiddetliye doğru değişebilir. Bazı öğrenciler sınav kaygısının yalnızca hafif belirtilerini yaşarlar ve yine de sınavlarda oldukça başarılı olabilirler. Diğer öğrenciler, kaygılarından neredeyse aciz durumdadırlar. Sınavlarda kötü performans gösteriyorlar. Sınavlardan önce veya sınavlar sırasında panik atak yaşıyorlar.​

Sınav kaygısının belirtileri fiziksel, davranışsal, bilişsel ve duygusal olabilir.

Fiziksel belirtiler

Sınav kaygısının fiziksel belirtileri arasında terleme, titreme, hızlı kalp atışı, ağız kuruluğu, bayılma ve mide bulantısı yer alır. Bazen bu semptomlar midede bir “kelebek” vakası gibi hissedilebilir, ancak mide bulantısı, ishal veya kusma gibi daha ciddi fiziksel hastalık belirtileri de olabilir.

Bilişsel ve Davranışsal Belirtiler

Bilişsel ve davranışsal belirtiler, sınav gerektiren durumlardan kaçınmayı içerebilir. Bu, sınavdan kaçmayı, hatta okulu dahi bırakmayı içerebilir. Diğer durumlarda, insanlar anksiyete belirtileriyle başa çıkmak için uyuşturucu veya alkol kullanabilir.

Diğer bilişsel belirtiler arasında hafıza sorunları, konsantrasyon güçlüğü ve kendi kendine olumsuz konuşma yer alır.

Duygusal Belirtileri

Sınav kaygısının duygusal belirtileri arasında depresyon, düşük benlik saygısı, öfke ve umutsuzluk duygusu yer alabilir. Neyse ki, öğrencilerin bu hoş olmayan ve çoğu zaman zararlı belirtileri hafifletmek için atabilecekleri adımlar vardır. Öğrenciler, sınav kaygılarının olası nedenleri hakkında daha fazla bilgi edinerek, yardımcı çözümler aramaya başlayabilirler.

Sınav Kaygısının Nedenleri

Sınav kaygısı yaşayan öğrenciler için çok stresli olsa da, birçok insan bunun aslında oldukça yaygın olduğunun farkında değildir. Sinirlilik ve kaygı, strese karşı tamamen normal tepkilerdir. Bununla birlikte, bazı insanlar için bu korku o kadar yoğun olabilir ki, aslında iyi performans gösterme yeteneklerine müdahale eder.

Peki sınav kaygısına ne sebep olur? 

Birçok öğrenci için, bazı durumların bir kombinasyonu olabilir. Kötü çalışma alışkanlıkları, kötü geçmiş sınav performansı ve altta yatan bir kaygı sorununun tümü sınav kaygısına katkıda bulunabilir.

Sınav kaygısının birkaç olası nedeni şunlardır:

Başarısızlık korkusu:   Öz değer duygunuzu sınav puanlarınızla ilişkilendirirseniz, kendinize uyguladığınız baskı ciddi sınav kaygısına neden olabilir.

Kötü sınav geçmişi: Yeterince iyi çalışmadığınız veya çok endişeli olduğunuz için daha önce sınavlarda başarısız olduysanız, cevapları hatırlayamıyorsanız, bu her seferinde daha fazla endişeye ve olumsuz bir tutuma neden olabilir.

Hazır olmama: Çalışmadıysanız veya yeterince iyi çalışmadıysanız, bu endişe duygunuzu artırabilir.

Biyolojik Nedenler

Sınav öncesi ve sınav sırasında olduğu gibi stresli durumlarda vücut adrenalin adı verilen bir hormon salgılar. Bu, vücudu olacaklarla başa çıkmaya hazırlamaya yardımcı olur ve genellikle “savaş ya da kaç” tepkisi olarak adlandırılır. Esasen, bu tepki sizi ya kalıp stresle başa çıkmaya ya da durumdan tamamen kaçmaya hazırlar.

Çoğu durumda, bu adrenalin patlaması aslında iyi bir şeydir. Stresli durumlarla etkili bir şekilde başa çıkmanıza yardımcı olarak tetikte ve hazır olmanızı sağlar. Bununla birlikte, bazı insanlar için, hissettikleri kaygı belirtileri o kadar aşırı olabilir ki, sınava odaklanmayı zorlaştırabilir. Hatta imkansız hale getirebilir.

Zihinsel Nedenler

Anksiyetenin altında yatan biyolojik nedenlere ek olarak, bu durumda rol oynayabilecek birçok zihinsel faktör vardır. Öğrenci beklentileri önemli bir zihinsel faktördür. Örneğin, bir öğrenci bir sınavda kötü performans göstereceğine inanıyorsa, sınavdan önce ve sınav sırasında endişe duyması çok daha olasıdır.

Sınav kaygısı da bir kısır döngü haline gelebilir. Bir sınav sırasında kaygı yaşadıktan sonra, öğrenciler bunun tekrar olacağından o kadar korkabilirler ki, bir sonraki sınavda aslında daha da kaygılı hale gelirler. Tekrar tekrar sınav kaygısı yaşadıktan sonra, öğrenciler durumu değiştirecek güçleri olmadığını hissetmeye başlayabilirler. Bu öğrenilmiş çaresizlik olarak bilinen bir olgudur.

Sınav Kaygısının Üstesinden Gelmek

Peki sınav kaygısını önlemek veya en aza indirmek için tam olarak ne yapabilirsiniz? İşte size yardımcı olacak bazı stratejiler:

Mükemmeliyetçilik tuzağından kaçının. Mükemmel olmayı beklemeyin. Hepimiz hata yaparız ve bu bir sorun değildir. Önemli olan mükemmellik değildir. Elinden gelenin en iyisini yaptığını ve çok çalıştığını bilmek gerçekten önemli  olandır.

Negatif düşünceleri uzaklaştırın. “Yeterince iyi değilim”, “Yeterince sıkı çalışmadım” veya “Bunu yapamam” gibi endişeli veya mağlup düşüncelere sahip olmaya başlarsanız, bu düşünceleri uzaklaştırın ve onları olumlu düşüncelerle değiştirin. Örneğin “Bunu yapabilirim”, “Malzemeyi biliyorum” ve “Çok 

çalıştım” gibi düşünceler  bir sınava girerken stres seviyenizi yönetmenize yardımcı olabilir.

Yeterli kadar uyumak. İyi bir gece uykusu konsantrasyonunuza ve hafızanıza yardımcı olacaktır.

Hazır olduğunuzdan emin olun. Programlı çalışın. Önceki geceye kadar beklemeyin. Nasıl çalışacağınızdan emin değilseniz, öğretmeninizden veya ebeveyninizden yardım isteyin. Hazırlıklı olmak özgüveninizi artıracak ve bu da sınav kaygınızı azaltacaktır.

Derin nefes alın. Sınav sırasında  endişeli hissetmeye başlarsanız, endişeyi azaltmak için derin nefes almak faydalı olabilir. Burnunuzdan derin nefes alın ve ağzınızdan verin. Gerektiğinde her birinin arasında derin bir nefes alarak, her soruyu veya problemi teker teker çalışın. Akciğerlerinize bol miktarda oksijen verdiğinizden emin olmak, odaklanmanıza ve sakinleşmenize yardımcı olabilir.

Sınav kaygısı tatsız ve stresli olabilir, ancak aynı zamanda tedavi edilebilir. Sınav kaygısının iyi performans gösterme yeteneğinizi etkilediğine inanıyorsanız, kaygı seviyenizi yönetmenize ve düşürmenize yardımcı olmak için tasarlanmış bazı kendi kendine yardım stratejilerini kullanmayı deneyin.

Hala sınav kaygınızı yönetmekte zorlanıyorsanız, mevcut tedaviler hakkında daha fazla tavsiye için danışmanınızla, başka bir akıl sağlığı uzmanıyla konuşun.

https://youtu.be/pEQWBHRz4PQ

Psikolojik Sorunlarda Beden Dili Kullanımı

Psikolojik Sorunlarda Beden Dili

Beden Dili İle Anlatmak / Anlamak

Psikolojik Sorunlarda Beden Dili Kullanımı-Bedensel ve ruhsal durumumuz birbiri ile ilişkili süreçlerdir. Sevinçli bir durumda enerjimizin yükselmesi, hasta olduğumuzda keyfimizin de kaçmasında olduğu gibi ruh halimiz bedenimizin, bedenimiz de ruh halimizin işleyişini etkiler.

Psikolojik sorunlarda beden dili

Buna istinaden bazı fiziksel rahatsızlıkların nedenlerinin psikolojik olabileceği göz ardı edilmemelidir.

Özellikle bazı çocuk ve ergenler psikolojik sıkıntılarını beden dili ile ifade ederler.

Psikolojik sorunların dile getirilip, çözülemediği olay ve durumlarda, problemi anlatma görevini beden üstlenir.

Baş ağrısı, karın ağrısı gibi ağrı ve sızılardan, halsizlik, hissizlik, uyuşma, kasılma ve hatta bayılmalara kadar varan pek çok belirtinin altında psikolojik sorunlar yatıyor olabilir.

Bu ağrı, bayılma gibi bedensel şikâyetler çoğu zaman sorunla başa çıkma yöntemi ve yardım çağrısı gibidir. Sanki beden dile gelmiş ve kişi “bana yardım edin!!!” demektedir.

Beden dilini kullanan çocuk ve gençlerin aileleri doğal olarak ilk etapta çözüm için ruh sağlığı uzmanı dışındaki hekimlere yönelirler. Bu da gerçek nedenin psikolojik olduğu durumlarda sorunun anlaşılamamasına ve vakit kaybına yol açar.

Hâlbuki sorun psikolojik kaynaklı olduğunda asıl önemli olan şikayeti ortadan kaldırmak değil, kişinin beden dilini kullanarak ne sıkıntı yaşadığını anlamak ve anlatmasına da olanak sağlamaktır.

Sevgi, Sağlık ve Güvenle kalın …

Psikolojik Açıdan Sağlıklı Bireyin Temel Özellikleri

Psikolojik Açıdan Sağlıklı Bireyin Temel Özellikleri

Psikolojik açıdan sağlıklı bireyin temel özellikleri aşağıdaki gibidir.

Psikolojik açıdan sağlıklı bireyin temel özellikleri

  • Kendini kabul eder.
  • Davranış ve seçimlerinin sonuçlarını kabul eder.
  • Kişisel sorumluluklarını kabul eder ve yerine getirir.
  • Hedef ve amaçları vardır.
  • Kendine ilgi gösterir.
  • İlgileri olan ve duyarlılık sahibi biridir.
  • Sosyal çevresine karşı da ilgilidir.
  • Hoşgörü sahibidir.
  • Esnek ve değişime açıktır.
  • Hazlarını erteleyebilir. Sabır ve sebat edebilir.
  • Hiçbir şeyin kesinliğinin olmadığını kabul eder.
  • Yaşamın bir miktar risk almayı gerektirdiğini kabul eder.
  • Ütopyacı değildir.
  • Bilimsel, objektif ve akılcı düşünebilir.
  • Kendini yönetebilir.
  • İhtiyaç olduğunda başkalarından yardım istemekten ve diğerlerine de yardım etmekten kaçınmaz.

Daha Fazla

Patolojik Kıskançlık

Patolojik Kıskançlık

Patolojik kıskançlık-İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanan ve insan olan herkesin deneyimlediği bir duygudur KISKANÇLIK.

Kıskançlığın en temel bileşeni biri sevilen ve değer verilen birini ya da bir şeyi kaybetme korkusudur.

patolojik Kıskançlık

Bazen bu duygu daha iyi olmaya motive edici olsa da kabul edilebilir düzeyin ötesinde her zaman zarar verir. Kaybetme korkusu kişide özgüven kaybı ve yetersizlik duygularına neden olabilir.

Kaybetmekten korkulan yeri gelir sevilen bir kişi yeri gelir sosyal veya ekonomik mevkii olur. Özellikle karşı cinsle ilişkide sevginin bir göstergesi ve ölçütü gibi düşünüldüğünde kıskançlık hoş bile görülebilir. Oysa durum abartılıp, kişi kaybetme korkusu ile mantık dışı saplantılar geliştirip, tepkiler vermeye başladığında patolojik bir duruma dönüşmüş demektir.

Patolojik kıskançlık yaşayan kişi, partnerinin sürekli olarak onu aldattığını düşünerek, takip etmeye, gözetlemeye, sorular sorup, sıkıştırmaya başlar. Ona yasaklar ve engeller koyar, sürekli biçimde kontrol altında tutmaya çalışır. Tartışma ve kavgalar yaşanır. Düşmanlık ve şiddet riski artar. Bu gibi saplantılı davranışlar çifti yorar ve ilişki katlanılmaz bir hale gelir. Pek çok ilişki ve hatta evlilik bu yüzden biter…

Hatta işin bu noktada da bitmediği olur. Kişi aldatıldığından o kadar emin bir hale gelebilir ki, gerçeği gösteren aksi kanıtlar bile bu inancı değiştiremez. Bu yüzden takip, tehdit ve şiddet gibi patolojik davranışlar da devam eder.

Bu davranışlar, bir noktada değersizlik ve yetersizlik duygularını kontrol etme ve kıskançlığın yarattığı duygu ile baş edebilme için olan savunma düzenekleridir. Hâlbuki kıskançlığının temel nedeni kişinin yine kendisinde saklıdır. Ne yazık ki, bunu fark edemez ve kıskançlığının sebebini karşısındakinde görmeye devam eder.

Sonuç olarak patolojik kıskançlık bir bozukluktur ve hem kişilerin hem de ilişkilerin sağlıklı olması adına, bu konuda mutlaka profesyonel bir destek alınması önerilir.

Herkes hayatının bir noktasında kıskançlık duygusu yaşar, ancak duygu sağlıksız hale gelebilir ve ilişkilerinizi olumsuz etkileyebilir.  Şiddetli olduğunda, mantıksız kıskançlık güvensizliğe, paranoyaya, istismara ve hatta fiziksel şiddete yol açabilir.

Kıskançlığı tanımlamayı öğrenmek bir beceridir. Bunu deneyimlediğinizde, size sunulan birçok başa çıkma mekanizmasından birini kullanmayı deneyin. Bununla birlikte, kıskançlığın manipülasyonu veya kötüye kullanımı mazur göstermediğini anlayın.

 

“Mükemmel Olmanızı Gerektirmeyecek” Öneriler

Mükemmel Olmanızı Gerektirmeyecek Öneriler

mükemmel
  • Mükemmeliyetçilik
  • Öncelikle değişime istekli olun.
  • İlk olarak değişiminizle ilgili motivasyon yaratın.
  • Mükemmel olmak çoğu kişinin sahip olmayı arzu ettiği bir sıfat olsa da, zaten gerçekte de sağlanamayacak bu amaçtaki ısrarın, size ve çevrenize getirdiği fayda ve zararın somut bir biçimde yazılarak listelenmesi ile, ödül-bedel analizi yaparak, değişim için ilk motivasyonu yaratılabilirsiniz.
  • “Mükemmel yapmazsam, yaptığımdan keyif almam” türünden varsayımları test etmek için, yapılan iş veya aktivitenin öncesinde ve bitişinde ayrı iki değerlendirme yapın. Aktivitenin ne kadar etkin yapıldığı ve bitişinde ne kadar keyif alındığını 10 puan üzerinden değ Tam etkin yapmasanız bile keyif almanın mümkün olduğunu görmek için bir sütuna ne kadar keyif alacağınızı sandığınız bir tahmini puanı, onun yanındaki bir başka sütuna da o aktiviteyi çok etkin yapmamış olsanız bile, aktivite yapıldıktan sonra gerçekte ne kadar keyif aldığınızı kayıt edin.
  • Benzer şekilde belirlediğiniz standartlar ile ilgili de deneyler yapın. Örneğin bir etkinlikte % 100 yerine özellikle % 40 – % 50 başarı hedefleyin, yani bilerek daha vasat performans ortaya koymaya çalışın. Etkinliğin sonunda alınan zevkin değerlendirmesini yapın. Bu konuda kayıtlar tutun ve hedeflenen başarıdan bağımsız olarak alınabilecek keyif derecesine odaklanın.
  • “ya hep ya hiç tarzındaki” yapılan yorumları not edip, karşısına da, bunu destekleyen ve desteklemeyen kanıtları içeren daha gerçekçi yorumlar yazacağınız kayıtlar tutun.
  • Hiçbir şeyin veya kimsenin kusursuz olmadığını fark etmek için çevrenize bakın, gözlemleyin. Aslında gayet tatmin edici olan pek şey şeyin veya son derece yeterli ve başarılı bulduğunuz pek çok kişinin bile daha da geliştirilebilecek pek çok yönleri olduğu göreceksiniz.
  • Durumlara sonuç odaklı değil süreç odaklı bakın. Yani kişileri, ilişkileri veya aktiviteleri sonuçta başarılı oldu ya da olmadı hedefine bağlamak yerine, niteliğe göre değişen ve o süreç içerisinde başarılan daha küçük hedeflere ulaşmak açısından değ Bu küçük hedefler ile elde edilecek başarı da nihayetinde kişinin kontrolünde olan bir başarıdır. Hâlbuki sonuç odaklı hedefleme kişinin kontrolü dışındaki pek çok şeyden etkilenebilecek bir şeydir.
  • Bir işte başarısız ya da yetersiz hissettiğinizde, bunu örtbas etmeye çalışmak yerine, bununla ilgili hissettiğiniz duyguları, korkuları, düşüncelerinizi ifade etmeye çalışın. Açık olun.
  • Hata yapmaktan korkmak yerine hata yapmanın ve bunun sorumluluğunun alabilmenin de bir beceri bir başarı ve hatta bir erdem olduğu görüşüne değer verin. Hatalardan gerçekte paha biçilemez yeni öğretiler çıkarabileceğiniz fırsatını görün ve deneyimleyin.
  • Mükemmeliyetçiliğin neden olduğu erteleme veya yavaşlık davranışının önüne geçmek için aktiviteleri planlarken önceden zaman sınırı koyun ve bilerek o zaman sınırı içinde bitirmeye çalışın. Bitiremezseniz de bilerek ve olduğu kadarıyla yetinerek o işi yapmayı kesin.
  • Son olarak eğer bir yetişkinseniz ve bir çocuğun hayatında önemli bir role sahipseniz, örneğin onun annesi, babası, öğretmeni gibi biri iseniz, mükemmeliyetçilikten vazgeçmeye çalışırken ne kadar iyi bir model oluşturacağınızı unutmayın, bunu ve değerini hep hatırlayın.

Çünkü mükemmeliyetçilik mutsuzluk getirir.

Sevgi sağlık ve güven içinde MUTLU kalın.

Yasemin KULAÇ

Uzman Klinik Psikolog

Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçilik-Kişinin diğerleri ve kendisi için çok yüksek standartlar belirlemesi ve bunlara ulaşma beklentisi olarak tanımlayabileceğimiz mükemmeliyetçiliği iki biçimde görebiliriz.

“Uyumlu” ya da “normal” mükemmeliyetçiler, yaptıkları işte en iyi olmak isteyen sorumluluk sahibi kişiler olurlar ve gerek kendileri gerekse diğerleri için daha gerçekçi standartlar belirlemişlerdir.

mükemmeliyetçilik

“Uyumlu olmayan” ya da “nevrotik” mükemmeliyetçi kişiler ise, tatminsiz, ulaşılmaz hedefleri olan ve diğerlerinden de ulaşılmaz beklentileri olan kişiler olurlar. Hem başarısızlığa tahammülleri yoktur hem de başarısızlıkları ile ilgili problem çözme becerileri geliştiremeyen kişilerdir.

Bu kişiler sürekli gerçek veya hayali hataları üzerine düşünen, çoğunlukla endişeli, kendi yaptıklarından tam olarak emin olamayan ve kendilerini eleştiren sürekli bir baskı altında kişilerdir. Düşük benlik saygısı, haz alamama, işleri erteleme ve zamanında bitirememe sık görülen özelliklerdendir. Çünkü bu kişiler hata yapmamak için kalkıştıkları işi sürekli tekrar eder ve düzeltirler, düzen ve plana düşkündürler. Karar verme durumlarındaki güçlükleri bir türlü seçim yapamamakla sonuçlanır. Eylemlerden hiçbir zaman emin olamazlar. Yaptıkları işin sonucu mükemmel değilse kendilerini başarısız olarak görürler. Belirledikleri yüksek standartlara ulaşamayacaklarını düşündüklerinde ise, o işi yapmaktan kaçınırlar veya en iyisi olana kadar sürekli ertelerler. “Ya hep ya hiç” tarzında düşünürler. Bu yüzden de yetersizlik, başarısızlık gibi inançlar geliştirir ve benlik saygıları düşük olur. Bu örüntü başkalarından beklentileri söz konusu olduğunda da vardır. Diğerlerini performansları üzerinden değerlendirirler, onların hataları ile de aşırı derecede ilgilidirler.

Mükemmeliyetçiliğin gelişmesinde erken çocukluk gelişim dönemindeki bağlanma biçimi, anne baba modelleri, ebeveyn tutumları, çevre, kültür, akranlar, öğretmenler hepsi birlikte oldukça önemlidir.

Bu kişilerin ebeveynlerinin genelde başarı üzerine odaklı olduğu, çocuğun ebeveynlerini “katı” olarak değerlendirdiği sıklıkla görülür. Genellikle ailede çocuktan yüksek beklentiler vardır ve aynı biçimde çocuğun performansı “katı bir şekilde eleştirilir”. Bu beklentiler sadece ebeveynlerinden değil içinde bulduğu sosyal ortamdan, arkadaşlarından, öğretmenlerinden de gelebilmektedir. Bu ortamda yetişen çocuk ebeveynlerinin ve diğerlerinin isteklerini karşılayamadıkça kendini gittikçe çaresiz ve yetersiz hissetmeye başlar ve ancak mükemmel olduğunda anne ve babası veya diğerlerinden tarafından kabul göreceğine dair bir inanç geliştirir. Bunların yanı sıra, çocuklar, sosyal öğrenme ile, örneğin kendi anne babaları mükemmeliyetçi ise onları örnek alarak, tıpkı anne babaları gibi mükemmel olmaları gerektiğine inanarak da mükemmeliyetçilik geliştirmektedir.

Mükemmeliyetçilik pek çok fiziksel ve psikolojik soruna neden olan, kişiye mutsuzluk getiren bir özelliktir.

Bu özellikteki kişilerin düşük öz güven birlikte sosyal ilişkilerinden aldıkları düşük tatmin ve yaptıkları işlerden haz edememe bu kişileri depresyona yatkın hale getirir. Bununla birlikte anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, somatizasyon, yeme bozuklukları, uyku bozuklukları bu kişilerde sık görülür. Bu özellikteki yetişkinlerin eşleri, iş arkadaşları veya çocukları ile iletişim çatışmaları da normale oranla çok fazladır.

Bu kişiler sürekli tetikte gibi olduklarından sürekli bir biçimde de stres altında hissederler. Bunun fizyolojik sonuçları da bedensel hastalıklar şeklinde kendini gösterir.

Tüm bu olumsuz sonuçları yüzünden mükemmeliyetçiliğin üstesinden gelmek oldukça önemlidir. Nitekim mükemmeliyetçilik mutsuzluk getirir.

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Mutlu Çocuklar Yetiştirmenin Sırları

Mutlu Çocuklar Yetiştirmenin Sırları-Her ebeveynin en büyük dileği şüphesiz ki çocuklarının mutlu olmasıdır. Ne ilginç bir paradokstur ki gerçekte, çocuklarımızı sürekli mutlu etmeye çalışmak mutsuzluk ile sonuçlanır.

İşte size işin sırrı:

Eğer mutlu çocuklarınız olsun istiyorsanız, onlara mutsuz olmaya tahammül edebilmeyi öğretmelisiniz.

Eğer ebeveynler, çocuklarını, sürekli öfke, hayal kırıklığı ve hüsran gibi yoğun duygulardan korumak yerine, bunlarla baş etmeyi öğretirlerse, onlar için çok daha iyi bir şey yapmış olurlar.

Ebeveyn olduğumuzda çocuğunuzun yeni beceriler öğrenmesine yardım etmeye sonsuz zaman ayırır ve futbol veya piyano gibi dersler aldırırız. Öğrenmenin bu kadar değerli olduğu bildiğimiz halde, duyguları yönetmenin de öğretilmesi ve pratik yapılması gereken bir beceri olduğu gerçeğini görmezlikten geliriz.

Bir çocuğa duygularıyla baş etmeyi öğretmek için hiçbir zaman geç kalınmış sayılmaz. En ideali ebetteki en baştan böyle başlamaktır. Ebeveynler kendi duygularını, küçük çocuklarının önünde iyi bir şekilde yönetirlerse, pozitif duygu yönetimini modellemelerini sağlarlar. Küçük bebeklerin beyinlerinde ayna nöronları bulunur ve bizin davranışlarımızı kopyalarlar. Hatta kendi sinir sistemlerini oluşturmak için bizimkinin bir kısmını ödünç alırlar.

Bu sebepledir ki çocuklarımıza verebileceğimiz en iyi hediyelerden biri duygularını fark etmeleri ve onları nasıl yönetebileceklerini öğretmek olacaktır.

Duygularını yönetemeyen, duygularını düzenleyemeyen çocuk ve ergenler, ya aşırı kaygılı, aşırı üzgün ya da aşırı uyarılmış olduklarından kendi kendilerini yatıştırmak için genellikle dışarıya başvurular. Ya yiyecek, uyuşturucu, alkol, kötü ilişkilere tutunma veya karşısındakine bağımlı olma gibi yollarla bir nevi kendi kendilerini tedavi etmeye çalışırlar ya da bitmek bilmeyen duygusal iniş-çıkışların içinde kendilerini bir terapist koltuğunda bulurlar.

Buna karşılık duygularıyla barışık olan çocuklar kendileriyle de barışık olurlar ve iş, arkadaşlık ve aşk hayatlarında daha kolay yol alırlar.

 

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

 

Yani özetle MUTLU olurlar

Adrenal Yorgunluk

Adrenal Yorgunluk Adrenal Yorgunluk-Tüm dünyada ruhsal rahatsızlığı olan 500 milyon kişi bulunuyor. Sonuç olarak …

Yalnızlık

Yalnızlık Yalnızlık hem sosyal etkileşimin kesildiği ve kişinin izole kaldığı bir durum hem de anlamlı ilişkilerin …

Stres Yönetimi

Stres Yönetimi Stres yönetiminde; kişinin, kendisine, olaylara ve geleceğe BAKIŞ AÇISI önemli olmaktadır. Olumsuz …